Dimetoka (Didymoteichon) Trakya bölgesinde bir kasabadır. Türkiye sınırlarına uzaklığı, yalnızca 12 km.dir. Uzunköprü ilçesinin, yaklaşık 20 km. kuzeyindedir. Edirne ili 50 km. Atina ise 948 km. Selanik 437 km. uzaklıktadır. Dedeağaç iline ise, 90 km. uzaklıktadır. İlçenin isminin kelime anlamı "ikiz hisar" veya "ikiz duvar"dır. 

2011 yılı nüfusu 18.767'dir.

Türkiye sınırlarına 5 km. uzaklıkta ve Edirne ilinin sanki uzak bir mahallesi gibidir. Kasabanın içinden: "Kızıl Deli Çay" geçmektedir. Zaten, ilçenin en büyük sıkıntısı, Meriç Nehrinin taşkınlarıdır. Son olarak 2 Mart 2005 tarihinde, birkaç gün süren sel, bölgeyi etkilemiştir. Ancak mağazalar ve evler son 50 yıllık sürecin en etkin sel baskınından çok fazla etkilenmişlerdir.

İlçe merkezinde 9 bin kişi yaşamaktadır. Bölgenin hemen yakınında "Didia" ormanı bulunuyor. Batı bölümündeki arazi çok dağlık ve ormanlıktır.

Buranın diğer öne çıkan özelliği Osmanlı Bektaşilerinin en önemli merkezi olan "Kızıl Deli Sultan Bektaşi Tekkesi" nin burada bulunmasıdır. Kızıl Deli Sultan yani Seyyid Ali Sultan hakkında anlatılan bir rivayetten söz etmek gerekirse; "Süleyman Paşa Rumelinin fethine çıkacağı zaman, ordusuna katılmak isteyen Seyyid Ali Sultanı; çok genç olduğu bahisle kabul etmez. Ancak; Seyyid Ali Sultan, ordunun peşini bırakmaz, geriden orduyu takip ederek ilerler. Ordu Çanakkale Boğazına geldiğinde, Rumeliye geçecekleri yerde mola verirler ve bir gecenin sabahında, Seyyid Ali Sultan uyandığında, bütün ordunun sallar üzerinden ilerleyerek, boğazın karşısına geçtiğini görür ve kendisi, boğazın diğer yanında kalır. Bunun üzerine Seyyid Ali Sultan; denize doğru koşmaya başlar ve sanki karada koşar gibi, denizin üstünde koşarak, boğazın karşı kıyısına geçer." Evet, yani sonuçta pek bilimsel yanı yok ama bu bir inanç meselesi.

Seyyid Ali Sultan’ın tekkesi ilçe merkezinin 4-5 km. uzağındaki Ruşenler köyündedir. Zaten, bölgedeki ilk Türk yerleşim yerleri, bu köy civarıdır. Tekkede mescit, mezarlık, misafirhane, türbe, aşevi ve çeşme bulunmaktadır. Günümüzde Hıdırellez sonrası, yani 6 Mayıs sonrasında birçok yerden gelen misafirler, burada uzun yıllara dayalı gelenekleri sürdürmektedirler. 

Tarihi

Evvelce Plotinoupolis olarak anılan Didymoteichon Geç Bizans döneminden itibaren bölgesinde önem kazanmış, imparatorluğun son hanedanı Palaiologus'lara karısı aracılığı ile akraba olmakla hanedana bir anlamda dışarıdan giren rakip imparator VI. Yannis Kantakuzenos 26 Ekim 1341'de destekçilerince burada imparator ilan edildi ve uzun bir iç savaş sürecinden sonra 16 Mayıs 1346'da burada taç giydi. 1343'de Kantakuzenos'un karısı Eirene'in burada Bulgarlarca ablukaya alınması üzerinde yardıma çağırılan Aydınoğlu Gazi Umur Bey 380 gemi ve 29,000 askerle bölgeye gelerek Bulgarları Didymoteichon'dan uzaklaştırmayı başardı. 1345'de yine Aydınoğlu Gazi Umur Bey, yanında Saruhan Beyliği hanedanından Saruhanoğlu Süleyman Bey olduğu halde 20,000 süvari ile Orhan Gazi'nin evvelce buraya sevkettiği birliklere katılmış ve üç beyliğin müşterek kuvveti Didymoteichon bölgesini egemenliği altına başlayan Bulgar şaki Momçilo'yu 7 Haziran 1345'de yenmeyi başarmışlardır.

1361'de Osmanlı Devleti topraklarına dahil edilmesinin ardından Dimetoka döneminde Balkanların önemli merkezlerinden biri haline geldi. Osmanlı padişahı I. Murad, Edirne'de Eski Saray inşa edilirken 5 yıl burada kalmış, oğlu Yıldırım Bayezid burada doğmuştur. Önemli bir Osmanlı mimari eseri olan (halen bakımsız durumdaki) Çelebi Sultan Mehmet Camii (Dimetoka Beyazıt Camii de denir) bu dönemde inşa edilmiştir. Kara Timurtaş Paşa oğlu Oruç Paşa'nın 1398, Feridun Ahmed Bey'in 1571 tarihli hamamları da bulunmaktadır.

Bu anlamda, Dimetoka'nın kısa bir süre için, Osmanlı Devleti'ne (Bursa'nın yanı sıra ve Edirne öncesinde) başkentlik yaptığı söylenebilir.

18. yüzyılda ise, Rusya'ya karşı giriştiği Poltava Savaşı'nı kaybederek Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan İsveç kralı Demirbaş Şarl, 1713-1714'de burada meskun tutulmuştur.

Dimetoka, esasen, 2. Balkan Savaşı'nda Enver Paşa tarafından Edirne ile birlikte geri alınan bölgenin içindedir. Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan sınırları içinde kalan Batı Trakya demiryolu hattının 50 km.lik bir kısmı Meriç'in batı kıyı şeridini takip ederek buradan geçmekteydi. Bu da, Bulgaristan iç bölgeleri ile Batı Trakya limanları arasındaki ulaşımın kısmen Türkiye topraklarından geçmesi sonucunu doğurmaktaydı. 1915 sonbaharında, Çanakkale Savaşı'nın kritik dönemleri aşıldıktan sonra, yeni saldırılara karşı Almanya'dan sevkedilecek malzemenin Türkiye'ye ulaşabilmesi için Bulgaristan'ın Almanya-Avusturya-Osmanlı İmparatorluğu ittifakı içinde savaşa girmesi çok önemli görülmekteydi. Savaşın her iki ittifak grubunun da uzun bir süre lobi yaptığı Bulgaristan, bu kritik bölgeyi (savaşın sonunu beklemeksizin) hemen terketmeyi kabul eden İttihat ve Terakki politikası ile cezbedildi. Böylece Dimetoka yöresi, 1915'de Bulgaristan'a bırakılarak bu ülkenin İttifak Devletleri tarafında savaşa girişinin rüşveti oldu.

I. Dünya Savaşı sonunda, Lozan Antlaşması ile kesinleşecek şekilde Yunanistan'a dahil edilmiştir.
Günümüz Dimetoka'sının karşılaştığı en büyük sorun mütemadiyen Meriç Nehri'nin taşkınlarına uğramasıdır.

Turizm

Özellikle yaz aylarında, ilçenin meydanı çok hareketlidir. Çünkü burada, birçok kafe bulunmaktadır ve gençler, bu kafelerde otururlar. Hatta normal bir gün içinde bile, ortalıkta dolaşırken güzel kıyafetler ve makyaj yaptıklarını görünce şaşıracaksınız.

İlçede, az sayıda otel vardır. 

Ne Satın Alınır?

Dimetoka bölgesine yolunuz düşerse buradan kırmızı bardak, kase veya ibrikler satın alabilirsiniz.

Gezilecek Yerler

Dimetoka Kalesi

İlçenin en dikkat çekici bölgesidir. Evliya Çelebinin yazıtlarında kalenin ilk olarak Dimo isimli bir Rum kral ve oğlu Doka tarafından yapıldığını ve bu yüzden adının "Dimodoko" olduğu söylenir. 1359 yılında Yıldırım Beyazıt döneminde Hacı İlbey kaleyi kuşatır. Dimo isimli kral avda iken esir edilir. Doko isimli oğlu ise teslim olur ve kale ele geçirilir.

Günümüzde Kızıl-Deli çayının bulunduğu yerde bölgeye hakim bir tepe üzerinde kalenin kalıntıları harabesi görülebiliyor. Kaleye çıktığınızda dümdüz bir ovada nasıl bu kadar büyük bir kaya kütlesinin bulunduğuna şaşıracaksınız. Zaten eski Dimetoka yerleşimi de bu kaya kütlesinin üstü ve yamaçlarında kurulmuştur. Buranın uzun süre Osmanlılar tarafından tutulmasının en büyük nedeni de böylesi muhteşem ve ele geçirilemez bir kalenin burada olması olduğu söyleniyor.

Evliya Çelebi yazıtlarında kale hakkında kalenin gayet sağlam olduğu ve en yüksek kısmında ise Padişah Sarayı ile 2 kule (iç kalede Kız kulesi ve Cephane kulesi) bulunduğunu yazar. Ayrıca o dönemde Yıldırım Beyazıt Han Camisi başta olmak üzere bölgede 11 mescit bulunduğunu da belirtir. Eski kaleye çıkmaya niyetlenirseniz yol boyunca eski sokaklar cumbalı ahşap evler ve camiler arasından geçersiniz. Bu durum uzun yıllar Osmanlı egemenliğinde kalmış olmanın etkisini ziyaretçilere hemen hissettirir. Buradaki 2 camiden biri halen ibadete açıktır. Diğer cami ise, gayet muhteşem bir görünümdedir. Ancak bu cami ibadete açık değildir. Minaresinin bir kısmı çökmüş hatta tavanı da çökmüş ve sonradan bir şekilde kapatılmıştır. Kaleye dış kapıdan girerken duvarlardan birinde mermer üzerinde süslü yazılar görülüyor. Yukarı kalede görülmeye değer bir de padişah sarayı kalıntıları bulunmaktadır. Sarayın küçük köşkleri odaları ve sofaları bulunuyor. 

Çelebi Sultan Mehmet Camii

Dimetoka Beyazıt Camisi de denilmektedir. Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1420 yılında mimar İvaz Paşaya yaptırılmıştır. İvaz Paşa aynı zamanda Bursa’daki Yeşil Cami ve Yeşil Türbenin de mimarıdır. Cami 11 metre yüksekliktedir. Duvarlarının kalınlığı 2 metredir. Balkanlar bölgesinin en büyük camisi olarak öne çıkmaktadır.

Ancak caminin yapılması sırasında Çelebi Sultan Mehmet vefat eder ve bu yüzden cami kubbeli değil çatılı yapılmıştır. Bu şekilde yapılmasının bir nedeni daha var. Cami inşaatı bitmiş tam kubbeye sıra gelmiştir. Ancak bu sırada Anadolu’da Timur istilası görülür. Bunun üzerine kubbeyi istedikleri gibi tamamlayamazlar ve acele ile ahşap-kurşun karışımı bir çatı yaparlar ve savaşa katılırlar. Ancak bu meşe ağacı ve kurşunla kaplı çatı 1996 yılında sökülür. Günümüzde çatı olarak sentetik bir madde konulmuştur. Çünkü kurşunlar rutubet nedeniyle meşe tahtaları çürütmüş ve tahtalar ağaç kurtları tarafından yenilerek yok olmaya yüz tutmuştur. Caminin yeni yapılacak çatısının meşe kullanılarak yapılması kurşun yerine ise lityum kullanılması düşünülmektedir.

Yapı ahenkli bir yapı sunmaktadır. Özellikle taç kapısı görülmeye değerdir. Yapımında büyük kesme taşlar kullanılmıştır. Bu caminin diğer en büyük bir özelliği de başka hiçbir camide bulunmayan ve duvarlara işlenmiş manzara resimlerinin bulunmasıdır. Bu manzara resimlere caminin duvarlarında taşa işlenmiştir. Gökyüzü ve cennet tasvirleri daha sonra üzerileri kapatılmış ama şimdi tekrar ortaya çıkarılmıştır. Renklerin canlılığı ve güzelliği gözalıcıdır.

Günümüzde caminin uzun süredir bölgenin bir deposu olarak kullanıldığı görünüyor. Ayrıca dış görünüşü de bakımsızlık nedeniyle kötü haldedir. Minaresi 22 metre uzunluğundadır ve uç kısmı bulunmamaktadır. 1970 yılında meydana gelen deprem sırasında minarenin üst kısmının yıkıldığı söylenmektedir. Ancak diğer bir söylenti de Bulgar işgali sırasında Bulgarlar tarafından yıkıldığıdır. 

Panagia Eleftherotria - Katedral

Kasabanın meydanında Yunanistan ülkesinin en yüksek katedrali bulunuyor. Niye yüksek? Türkiye’den de görülebilsin diye bu kadar yüksek yapmışlar. Oysa Türkiye bu katedralden yalnızca birkaç adım ötede. Katedral yapısının hemen önünde ise burnu Türkiye'ye dönük şekilde yerleştirilmiş bir savaş uçağı bulunuyor. Tüm bunların yıllardır Türkiye'nin hemen dibinde yaşayan Yunanlıların ülke yönetimi tarafından moralman güçlü tutulması amacıyla yapılmış hamleler olduğu sanılıyor. Elbette bunun karşılığı var, Türkiye'de özellikle Trakya bölgesindeki birçok askeri birliğin girişindeki toplar her ne kadar süs olarak konulmuş olsa da namluları Yunanistan'ı göstermektedir. 

Sessiz Hamam

Burası ilginç bir yer. Avrupa’nın en eski hamam yapısı olarak önem kazanıyor. Yapının içinde sesin gayet net olarak iletildiği küçük borucuklar var. Bunların diğer yandan ses için değil hamamın içindeki nemin dışarı atılması için yapıldığı da söyleniyor. Ama gerçek olan şu ki: "yapı içinde en kısık sesle olan konuşmalar bile uzaktan duyulabiliyor." Günümüzde halen kullanılmaktadır.

Köyleri

Abdullahköy Ahrenpınar (Agriani) Yeniceköy
Susmazköy Akpınar (Asproneri) Nea Psatades
Hekimli Asarbeyköy (Hisarbeyköy) Çalıköy (Paliouri)
Mandıra (Şimdiki adı Mandra) Çavuşlu (Kyani) Tokmakköy (Metaxades)
Saltıköy (Saltıkköy şimdiki adı Lavara) Karakilise (Şimdiki adı Mavrookklisi) Karabeyli (Şimdiki adı Amorio)
Kireççiler (Kızıl Arnavutköy şimdiki adı Asvestades) Karapınar (Subaşıköy şimdiki adı Vrysika) Başkilise (Şimdiki adı Protokklisi)
Hoca (Hocalı, Hoca Hallı, Acalı, Eceköy şimdiki adı Korymvos)    
Sitemizde sizlere daha iyi hizmet sunulabilmesi için çerezler kullanılmaktadır. Hizmetlerimizi kullanarak çerez kullanımına izin vermiş olmaktasınız.
Daha fazla bilgi Kapat