Ruh ve bedenin şifa kaynağı: II. Bayezid Külliyesi

II. Bayezid Külliyesi1682 yılında Edirne'yi ziyaret eden Evliya Çelebi'nin "Orada bir Darüşşifa vardır ki; dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz " diye bahsettiği, yapıldığı dönemde Osmanlı'nın en iyi hastanelerinden biri olan II. Bayezid Külliyesi'ndeki Darüşşifa, Trakya Üniversitesi'nin katkılarıyla gerçekleştirilen restorasyonla Sağlık Müzesi adını aldı ve 2004 yılında "Avrupa'nın En İyi Sağlık Müzesi" ödülüne layık bulundu...

Sultan II. Bayezid'in Edirne'ye Armağanı

II. Bayezid KülliyesiMüze, Sultan II.Bayezid Külliyesi içindeki Darüşşifa bölümünde yer almaktadır. Külliye ise Fatih Sultan Mehmet'in oğlu ve 8. Osmanlı Padişahı Sultan II.Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Sultan II. Bayezid'in Akkirman seferine çıkarken 1484 yılında temelini attığı, yapılar topluluğu 4 yıl kadar kısa bir süre içinde bitirilerek hizmete açılmıştır. Sitenin mimarının Hayrettin olduğuna dair yaygın bir görüş vardır. Ancak bu görüş bugün kesin tarihi belgelerle güçlendirilmemiştir. Bazı araştırmacılar, site mimarının Yakup Şah Bin Sultan Şah olduğunu ileri sürüyorlar. Yüzyıllar boyunca bu külliyede tıp öğrencileri yetiştirilmiş, hastalara şifa dağıtılmış ve fakir fukara doyurulmuştur. Külliyenin İslam aleminin en saf ve yalın anlatımlı camilerinden biri olarak kabul edilen camisi önemli bir ibadet yeri olmuş, mumhanesinde Edirne'yi aydınlatıcı mumlar dökülmüş ve tabhanelerinde ise misafirler ağırlanmıştır.

II. Bayezid KülliyesiDarrüşifa kısmı ise dönemin en önemli sağlık merkezlerinden biridir. Kuruluşunda her türlü hastalara hizmet vermiştir, öyle ki kuruluş vakfiyesinde hastanenin personeli sayılırken 2 cerrah ve 2 göz doktorundan da söz edilir. Demek ki 1500'lü yıllarda bu mekanlarda göz hastalıklarına dahi bakılmaktaydı.

Daha sonraki yıllarda şifahane, ruh hastalarına yönelik hizmet vermeye başlamış ve hastalar, dönemin tıp bilgi ve ilaçlarının yanı sıra, su sesi, musiki, güzel kokular ve çeşitli meşguliyetlerle tedavi edilmişlerdir.

Uzun yıllar boyunca hastalara şifa dağıtan bu şifahane, 1850'li yıllardan sonra, sadece ruh hastalarının tecrit edildiği bakımsız bir kurum haline gelmiştir. Bina bir yandan bakımsızlıktan, diğer yandan yatağı dolan Tunca Nehri'nin taşkınları sonucu büyük zararlar görmüştür.

II. Bayezid Külliyesi1875 yılında Edirne'yi ziyaret eden Safvet Paşa, külliyeye de uğramış ve buradaki içler acısı durumu görüp, sadrazama rapor etmiştir. Hemen ardından patlayan 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı esnasında Edirne işgal edilince, buradaki hastalar İstanbul'a gönderilmiştir. Bunun üzerine İstanbul'dan Edirne Valiliği'ne bir emir gönderilerek, İstanbul'da bu tür hastalar için yer kalmadığı belirtilmiş ve şifahanenin onarılarak tekrar kullanıma açılması istenmiştir. Bunun üzerine 1896 yılında onarım görmüş ve ruh hastalarının tecrit ve tedavilerinde bir süre daha kullanılmıştır. 1910 yılında Alman mimar Cornalius tarafından bir onarımı daha gerçekleştirilmiştir. Hastanenin 1916 lara kadar açık olduğu bilinmektedir.

II.Bayezid Külliyesi'nin birimleri

Gerek ilgili vakfiyelerden elde edilen bilgiler, gerekse tarihçilerin ortak görüşü olarak külliye;
  1. Darüşşifa (Hastane)
  2. Tabhane (Misafir ve Dinlenme Evi)
  3. Tıp Medresesi (Temel Bilimler Fakültesi)
  4. Camii
  5. İmaret (Mutfak, yemekhane, depo, v.s)
  6. Köprü (Tunca Nehri üzerinde)
  7. Hamam
  8. Değirmen ve su deposu
  9. Sıbyan Mektebi (İlkokul)
  10. Mehterhane (Dönemin musiki konservatuarı)
  11. Muvakkithane (Günün saatlerini, takvimi bildiren kuruluş)
Bu ünitelerden günümüze kadar ayakta kalmış olanlar 1-6 numarada yazılmış olanlardır. 7-11 numarada belirtilenler yıkılmışlardır. 9-10 ve 11 numarada belirtilenler ise külliyenin vakfiyesinde gösterilmemiş olup, bunlar sonradan yapılmışlardır.

Hastanenin Kuruluş Yıllarındaki Kadrosu

Hastane kadrosunda, 1 baştabip, 2 tabip, 2 göz mütehasısı, 2 operatör , 1 eczacı vardı. Diğer personelle birlikte personel sayısı toplam 21'ye ulaşıyordu. Çeşitli dönemlerde bu personel sayısında değişiklikler olmuştur.

Evliya Çelebi'den Külliye

II. Bayezid Külliyesi1652 yılında Edirne'yi ziyaret eden Evliya Çelebi, külliyeden; "Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz " diye bahseder. Ünlü seyyah, ayrıca külliye için şu ilginç tanımlamaları kullanmıştır:

"Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kiyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır. San'atkar iş üstadı, bu küçük kubbenin ta tepesine halis altın ile yaldızlanmış bir çeşit demir mil üzerine bir bayrak yapmış, ne taraftan rüzgar eserse, o bayrak o tarafa döner. Garip görünüşlüdür. Ama aşağı büyük kubbe sekiz köşelidir. Bu kemerli kubbe içinde dahi sekiz kemer vardır. Her kemerin altında bir kış odası vardır. Bu odaların her birinde ikişer pencere vardır. Bir penceresi odanın dışında olan gülistanlı ağaçlığa bakar, diğeri de bu büyük kubbenin ortasındaki büyük havuz ve şadırvana bakar. Bu sekiz adet kış odalarının önünde , yine büyük kubbe içinde sekiz adet yazlık odalar vardır.

Üç tarafı kafesli mermerler ile yapılmış bu büyük kubbe altındaki büyük havuzun çevresindeki sel sebillerden berrak su çağlayıp havuza girince , fıskiyelerden berrak su, kemerli kubbenin göbeğinde nihayet bulur.

Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur.

Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne'nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı aşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar... Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar.

Bahar mevsiminde çiçek kısmından sim ve zerrin, deveboynu, müşkü rumi, yasemin, gülnesrin, şebboy, karanfil, reyhan, lale, sümbül gibi çiçekler hastalara verilip güzel kokuları ile hastalar iyileştirilirler. Fakat delilere bu çiçekleri verince kimini yerler, kimini ayakları altında çiğnerler. Bazıları dahi meyveli ağaçları seyredip, ah daha hel hope pe pohe pelo deyip, çimenlik temaşası ederler..."

Abdurrahman Hibri Çelebi, Külliye hakkında şunları yazmaktadır

II. Bayezid Külliyesi"Merhum Sultan Bâyezid Han, Tunca Nehri kenarında sarayı sultani (yeni saray) semtinde yaptırdığı câmi'i şerif ki sene sülüse Tısayn semanimae H.893 (1488)'de tamamlanmıştır. Dört duvar üzerine yapılmış büyük bir kubbe ile orta derecede ve benzeri bulunmayan bir camidir.

Yanında cennet bahçesi gibi Harem'i vardır. İki tarafında birer şerefeli iki zarif ve yüksek minaresi vardır. Yine iki yanında tâbhaneleri ve nimeti bol imaretiyle dârüşşifa ve medresesi ve hamamı ve Tunca Nehri üzerinde altı gözlü kemerli bir su köprüsü ve köprüye bitişik değirmeni ve su dolabı vardır.

Günümüzde Külliye'yi oluşturan yapılardan bir bölümü (çifte hamam, değirmen, su dolabı ve Külliye sitesi içinde bulunup vakfiyede adları geçmeyen, bunun için de Külliye birimleri arasında sayılmayan sübyan mektebi ve mehterhane ise vakfiyede adlarına rastlanan saathâne ve 10 dükkân) maalesef yıkılmış, temel izleri bile silinmiştir. Dr. Rıfat Osman bey'in çektiği hamamın, değirmen ve su dolabının yıkık durumdaki birer fotoğrafı bulunmaktadır.

Günümüzde Bayezid Külliyesi

II. Bayezid KülliyesiBu müze, Edirne merkez Yeniimaret semtinde bulunan Sultan II.Bayezid Külliyesi Darüşşifası bünyesinde hayata geçirilmiş olup, Trakya Üniversitesi'nin, kültürel miras ve korumacılık alanında gerçekleştirdiği en büyük projelerden biridir.

Bu projeyle, Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci başkenti olan Edirne'nin önemli bir eserinin yıkılıp gitmesi önlenmiş ve bu şehrin turizm hayatına önemli bir marka kazandırılmıştır.

Trakya Üniversitesi'nin bu önemli yapılara sahip çıkmasının altında, Edirne'nin yükseköğretim ve tıp tarihine sahip çıkması yatmaktadır. Çünkü 1488 yılında hizmete giren bu külliyenin medresesi döneminin temel tıp bilimlerinin öğretildiği bir üniversite konumundaydı, hastanesi ise bu öğrencilerin uygulama yaptıkları yerdi.

Günümüzde de hem tıp eğitimi ve uygulaması veren Trakya Üniversitesi, bundan beş yüz yıl öncesinin eğitim ve uygulama anlayışını da günümüzde yaşatarak tarihe karşı olan sorumluluğunu da ortaya koymaktadır.

Edirne'nin Ruslar tarafından işgal edildiği Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında başlayan ve Balkan Savaşları ile zirveye ulaşan Edirne'nin kötü günleri, külliye gibi birçok yapının da sahipsiz kalmasına yol açmıştır. Cumhuriyet sonrası yaşanan ekonomik sıkıntılar ve kültürel mirasa gereken önemin verilmemesi nedeni ile yıkılıp yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan tarihimizin bu önemli yapıları, 1984 yılında Trakya Üniversitesi'ne devredilmiş ve bir restorasyon süreci sonrasında, eğitim alanları olarak kullanılmaya başlanmıştır.

1997 yılında müzeye dönüştürülen külliyenin darüşşifa bölümü, dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden olan Avrupa Konseyi 2004 Yılı Avrupa Müze Ödülü'nü alarak önemli bir tanıtım fırsatı yakalamıştır.

Burada 500 yıl öncesinin bir "Osmanlı bimarhanesi" (bimar:hasta, hane:ev) canlandırılmıştır. Tedavide, dönemin hekimlik bilgilerinin yanı sıra müziğin, su sesinin, güzel kokuların ve meşguliyetin kullanıldığı bu mekanlar geçmişi zengin bir görsel anlatımla günümüze taşımaktadır.

II. Bayezid KülliyesiDaha birinci avluya girince musikinin güçlü nağmeleri sizi sarıyor. Müzenin ana mekanı olan "Psikiyatri Tarihi Bölümü" ne girince kendinizi yüzyıllar öncesinin bir müzik terapi ortamında buluyorsunuz. Ortadaki havuzun şadırvanından akan suyun sesi, neyin mistik sesiyle birleşerek sizi bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Başarılı bir canlandırma... Hastalar, hekimler, hasta bakıcılar, hanende ve sazendeler canlı gibi karşımızda duruyor... Işık ve ses düzeni bu canlandırmayı bütünlüyor...

Tüm bunlar, Edirne'de Tunca Nehri kenarında mimarlık tarihimizin en görkemli yapılarından birinde yaşanıyor. Buna yapılar topluluğu demek daha doğru olur.Son derece başarılı taş işçiliği ile camisi, imareti, tabhanesi (misafirhane), köprüsü, medresesi ve şifahanesi...Birbirini tamamlayan yapılardan oluşan külliye burası.

Mimarisi ilk bakışta insanın gözünü okşuyor. Yüzün üzerinde irili ufaklı kubbe külliyeye mistik bir görünüm kazandırıyor.Birbirini tamamlayan grafik yapılar zarif bir bütünlük oluşturuyor.Henüz çok genç olmasına rağmen, önemli başarılara imzasını atan, Edirne'nin kültür hayatının önemli merkezlerinden biri haline gelen bu müze, önümüzdeki dönemlerde, külliyenin diğer bölümlerini de içine alarak daha da büyüyerek farklı bir müzecilik anlayışı ile tarihi değerlerimizi dünyaya tanıtmaya devam edecektir.

Külliye'nin kuruluş amacı, dönemin en önemli şehirlerinden ve 2. başkent konumundaki Edirne'yi bir darruşşifaya (Hastane) kavuşturmaktı. Geniş amaçlı düşünülen,Külliyedeki diğer üniteler ise hastane hizmetini doğrudan veya dolaylı olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikteki yapılardır. Tüm birimlerin aynı amaca yönelik hizmetleri döneminin sağlık ve sosyal yardım anlayışını yansıtmaktadır. Tüm yapılar topluluğunun 4 yıl gibi kısa bir sürede bitirilmesi ise imparatorluğun ekonomik ve teknik gücünün bir göstergesidir.

Bölümler

Müze Darüşşifa ve Tıp Medresesi olmak üzere iki ana bölümden meydana gelmiştir.

DARÜŞŞİFA

Birinci Avlu

II. Bayezid Külliyesiİlk avlunun bulunduğu birinci bölümde geçmişte poliklinik odaları olarak kullanılan sütunlar yanındaki sıra odalarda, çeşitli sergiler yer almaktadır. Hizmet Odaları olarak kullanılan mutfak, çamaşırhane, ve şuruphane gibi odalarda ise, darüşşifanın eski mutfağı canlandırılmıştır. Burada ayrıca eski Edirne fotoğrafları sergisi vardır. Aynı avluda geçmişte eczane ve ilaç depoları olarak kullanılan 2 geniş salonun birinde hekimliğin tarihini anlatan bir sergi bulunmakta, karşısındaki oda ise hem sunum odası hem de Edirne Sarayı çizimlerinin sergilendiği bir oda olarak kullanılmaktadır.

İkinci Avlu

İkinci avluda küçük bir bahçe ve karşılıklı yer alan 4 oda vardır. Bu odalar geçmişte yönetici odaları olarak kullanılmıştır. Şu an ise 1 oda yine müze yöneticisi tarafından kullanılmaktadır, diğer bir oda da hekimbaşı odası olarak canlandırılmıştır. Diğer iki oda ise Dr. Rıfat Osman ve Ord.Prof.Dr. Süheyl Ünver odası olarak düzenlenmiştir

Şifahane

Üçüncü bölüm geçmişte hastaların yatırıldığı bölümdür. Burada 4 yazlık, 6 kışlık oda ve bir musiki sahnesi vardır. Ortadaki havuzun şadrıvanından su akmaktadır. Geçmişte ruh hastalarının musiki, su sesi ve güzel kokularla tedavi edildiği akustiği ile ünlü bu mekan İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği tarafından dönemin atmosferine uygun manken ve ışık sistemi ile düzenlenmiştir. Bu bölümü gezen ziyaretçiler, son derece başarılı yapılmış mankenler, musiki ve şadırvandan akan su sesi ile geçmişteki tedavi ortamını bire bir yaşamaktadırlar.

TIP MEDRESESİ (MEDRESET-ÜL ETIBBA)

II. Bayezid KülliyesiGeçmişte tıp medresesi olarak kullanılan ve dönemin hekimlerinin yetiştirildiği ve Medrese-i Etibba adı verilen eğitim bölüm Uluslararası Rotary 2420. Bölge Guvenörlüğü katkıları ile Sağlık Müzesi'nin yeni seksiyonu olarak düzenlenmiş ve 23 Nisan 2008 tarihinde törenle hizmete açılmıştır. Burada 18 öğrenci odası, bir dershane ve bunların açıldığı bir orta avlu vardır. Bu bölüm bekçi odası, öğrenci odaları, uygulamalı eğitim odası, müderris odası, dersane ve kütüphane olarak mankenlerle canlandırılmıştır.

Avrupa Müze Ödülü

II. Bayezid KülliyesiMüze 2004 yılında Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü'nü kazanmıştır. Bu ödül dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biridir. 2005 yılında ise Hırvatistan'ın Dubrovnik kentinde yapılan "Dünya Ödüllü Müzeler Buluşması'nda" en iyi 2. sunum, 2008 yılında ise Almanya'nın Köln kentinde en iyi sunun Ödülü'nu alarak ülkemizin ve kültürümüzün tanıtımına büyük bir katkı daha sağlamıştır. Müze Avrupa Kültür Mirası Birliği tarafından "Mükemmellik Kulübü'ne" kabul edilmiştir.

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet sunulabilmesi için çerezler kullanılmaktadır. Hizmetlerimizi kullanarak çerez kullanımına izin vermiş olmaktasınız.