Makale Dizini


AkörenAkören köyünün kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte İstanbul'un Fethinden önce Konya-Karaman civarından gelen ailelerce kurulduğu rivayet edilir. Çukurpınar (Sazara), Yündalan ve Akören köyleri aynı zamanda kurulmuşlardır. Bu köyler arasında akrabalık ilişkisi vardır. Köylerin tamamı aynı vakitte aynı yerden göç olarak gelmiştir. Balkan savaşlarında Bulgarlarca ve 1. Dünya savaşı sırasında ise Yunanlılarca işgal edilmiştir.

Akören En son 1922 yılının Kasım ayında Yunanlılardan geri alınmıştır. Köy son zamanlarda diğer köylerin gerisinde kalmıştır ve çoğu evi harabeye dönmüştür. Yakında bu köyün ortadan kalkacağını tahmin ediliyor çünkü çoğu insanlar Pınarhisar'a yerleşmeye başladı.

2013 yılı nüfusu 95 kişidir.

AkörenKöyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
AtaköyAtaköy 1968'e kadar Yancıklar, daha da eski tarihlerde Bahçeköy olarak bilinir. Pınarhisar'a bağlı Kaynarca beldesinin eski ismi olan Yene ile alâkası olduğu anlatılır. Nüfusu, Kurtuluş Savaşı sonunda göçmen mübadelesi ile Balkan ülkelerinden getirilen göçmenlerden oluşmaktadır.


AtaköyKırklareli iline 38 km, Pınarhisar ilçesine 8 km uzaklıktadır.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.


Ataköy2013 yılı nüfusu 651 kişidir.




AtaköyKöyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi vardır. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.



CevizköyKırklareli iline 41 km, Pınarhisar ilçesine 11 km uzaklıktadır. Köyün doğusunda Vize ilçesine bağlı Topçuköy batısında, Pınarhisar ilçesine bağlı Tozaklı köyü bulunur. Kuzeyde yine Vize ilçesinin bir köyü olan Doğanca köyü bulunur. Köyün güneyinde Pınarhisar ilçesine bağlı Sütlüce köyü , güneydoğusunda Lüleburgaz ilçesine bağlı Ahmetbey beldesi, güneybatıda yine Lüleburgaz ilçesine bağlı Ertuğrul köyü bulunur. Köy düz bir araziye sahiptir. Kırklareli ilinin en büyük ikinci arazisidir. Mülki hudutları içerinde 42 000 dönüm arazi bulunur. Yerleşim, koru, yol ve diğer köy malları haricinde 38 000 dönümden fazla ekilir dikilir araziye sahiptir. Üç farklı ilçenin toprağına sınırları vardır. Bağlı karayolları diğer ilçelere hatta İstanbul dahil Trakyada ki tüm illere kolayca ulaşım olanağı sağlar.

CevizköyCevizköy bilindiği kadarıyla İlk olarak Çongara ismiyle kurulana kadar pek kayıtlara girmemiş fakat Osmanlı kayıtlarından bulunabildiği kadarıyla bilgileri şöyledir.Osmanlı kayıtlarına göre Vize Sancağı'na Çorlu, Kırkkilise (Kırklareli), Hayrabolu, Birgos (Lüleburgaz), Saray, Pınarhisar, Silivri, Danişmend-i-Eski (Babaeski) nahiyeleri bağlıdır. Sancağın toplam 111 köyü vardır. Bu köylerden biri de Çongara Köyünün öncesinde 1600'lü yıllarda bir Kilisesi olan ve bir han yapısında yoldan geçen atlı ve yayalarca uğranılan dinlenme yeriyken 1727 li yıllarda bu hanın yanına yapılan iskanlarla Çongara köyü adını alarak Kırkkilise (Kırklareli) ye bağlı bir köy olmuştur.

Cevizköy18. yüzyılda Başbakanlık Arşivi iskan defterlerine göre 1719 ile 1752 yılları arasında Trakya'da üç sancak vardı. Gelibolu Sancağı, Paşa Sancağı (Edirne) ve Vize Sancağı. Bunlardan Vize Sancağı'na tabi kazalar şunlardı: Silivri, Ereğli, Çorlu, Birgos (Lüleburgaz); Baba-i Atik, (Babaeski) Hayrabolu, Kırkkilise (Kırklareli), Pınarhisar ve Saray. Özellikle Kırkkilise kazasına bir hayli yörük iskan edilmişti. Trakya'ya yapılan 190 iskandan %40'ı Kırkkilise'ye aitti. Mesela Kocahıdır, Karakaş, Karacaibrahim, isimli boybeylerine sahip olan bu yörük cemaatleri daha sonra bu şehirde kendi isimleri ile anılan mahallelerin temelini atmış oldular. Yine Kırkkilise'de ismi ilk akla gelen yörük köyleri, Armağan, Asılbeyli, İnece, Ahmet'çe vb.dir. Çongara köyü Bulgar halkı yanında Yörük halkı da iskan olmuş böylece Kırım Hanlığı yönetiminde etraf köylere usta işleri yapmışlardır. Giray Hanedanı zamanı ve Kırım'ın elden çıktığı 1783 tarihine, hatta biraz daha geç tarihlere kadar Giray'ların Trakya'da ikametleri devam etti.

CevizköyIII. Devlet Giray ikinci defa getirildiği Kırım Hanlığı görevinden ayrıldıktan (1777) sonra Vize Sancağının Saray kazasındaki çiftliğine gelerek burada ikamet etti ve dört sene sonra da bu kazada vefat etti (1781). Aynı şekilde III. Selim Giray üçüncü defa getirildiği Kırım Hanlığı tahtından ayrıldığında (1781) yine aynı Saray kazasındaki çiftliğine çekildi. Beş sene daha yaşadıktan sonra bu çiftlikte vefat etti (Ağustos 1786). Kırım elden çıktıktan sonra Osmanlı Devleti burasını geri almak için yine Kırım hanlarından faydalanma yoluna gitti.

Cevizköy1788'de Kırım'ın Kuban tarafından işgaline karar verildiğinde, bu yörede bulunan Tatarları Kırım'a ve Ruslar üzerine taarruz ettirmek için Vize Sancağında oturmakta olan Kırım hanzadelerinden Şahbaz Giray, Kuban Hanı tayin edildi. Buraya gelen Şahbaz Giray, Kırım şehzadeleri ile mirzalarını darıltıp her birinin ayrı bir tarafa çekilmesine sebep oldu. Bundan dolayı hakkında yapılan tahkikatın sabit olması üzerine hanlıktan azlolunarak yerine Özi'ye imdad etmek şartıyla Vize Sancağında ikamete memur edilen kardeşi Baht Giray, Kuban Han tayin edildi (Şubat 1789). Hem Şahbaz Güray hem de Baht Giray Ruslar ile yapılan savaşlarda şehit düştü.

CevizköyBu tarihlerden sonra Osmanlı Devleti'nin Kırımla bir ilişkisi kalmadığı için Vize'deki Kırım giraylarına da bir iş düşmedi. Ancak, aile bireyleri yine Vize'nin Çakıllı köyü ve Tekirdağ'a bağlı Saray kazasında yaşayışlarına devam ettiler. Bu gün bu ailenin nesli bu iki yerleşim yerinde ekserisi çiftçi olmak üzere yaşayışlarına devam etmektedirler.

XVIII. asır, göç olayları ve siyasi olaylar Trakya'da çalkantılı bir yaşam oluşmasına neden olmuştur. XIX. asır, diğer asırlara nazaran trakya için pek parlak geçmemiştir denilebilir. Asrın sonunda vuku bulan bir Rus işgali Trakya'yı olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Osmanlı Devleti'nde 1831 yılında yapılan ilk nüfus sayımından sonra sancak sayısında bir eksilme olmuş ve bu sayı 11 den 6 ya düşmüştür. Bu altı sancak: Silistre (Paşa Sancağı), Niğbolu, Vidin, Çirmen, Vize, Kırkkilise'den ibarettir. Burada dikkati çeken husus vuku bulan yörük göçleriyle Kırkkilise'nin sancak haline gelişi ve Vize Sancağı'ndan ayrılışıdır. 1880'de "Muhtasar Coğrafya Risalesi"adlı ders kitabını yazan Selim Sabit Efendi'ye göre Vize Sancağı Silistre Eyaleti'ne bağlı idi. Bu sırada "eyaleti mümtaze"olan Bulgaristan'ın durumu büyük bir değişiklik gösterdi.

Vize 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sonunda elden çıktı. Fakat 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşmasına göre yine Osmanlı Devletine geri verildi. Osmanlı Devleti'nin İtalya ile Kuzey Afrika sahillerinde savaşa tutuşmasını fırsat bilen Balkan ülkeleri, 8.9.1912'de savaş ilan ettiler. Ancak bu büyük olayın tek sebebi yoktur. Bunun yanında Rusya'nın Balkanlar'da Slav birliği politikası izlemesi ve buna bağlı olarak bu bölgede Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti'nin varlığını istememesi de önemli bir sebeptir. Yine Osmanlı'nın dahili hataları da Balkan ülkelerine savaş açma cesaretini vermiştir. Mesela, Balkan ülkelerinin kendi aralarında imzaladıkları 9 gizli antlaşmadan Osmanlı Hariciyesi'nin haberi olmamış ve devlet buna karşı gerekli önlemleri alamamıştır. Buna bağlı olarak bu sırada Balkan ülkelerine duyulan güven sebebi ile yetişkin, muharip ve savaş deneyimine sahip 120 tabur asker terhis edilmiş, bu hata da fırsat kollayan Balkan ülkelerine cesaret vermiştir.

Bu savaşlar esnasında Çongara köyünde olan mücadelede Bulgar çeteleri olan askerler Türk askerlerini pusuya düşürerek 85 askeri şehit etmişlerdir. Sonuçta iki safhada cereyan eden Balkan Savaşları'nın birinci kısmı tam bir felaket olmuş, 30.5.1913'te imzalanan Londra Anlaşması ile Osmanlı Devleti, Adriyatik sahillerinden Midye (Kıyıköy)-Enez hattına çekilmek zorunda kalmıştır. Londra Anlaşması, Osmanlı'nın son zamanlarda imzaladığı tarihin en ağır, en acı ve en utanç verici sözleşmelerinden birisi olmuştur. Bu anlaşma ile 167.312 kilometrekare toprak kaybedilmiş, 6.582.000 Türk nüfusu yád ellere terk edilmiştir. Hepsi de bin bir zahmetle alınan 7 eyalet (Selanik, Manastır, Kovası, İşkodra, Yanya, Girit ve Ege Adaları), 33 vilayet, 158 ilçe maalesef Balkan ülkelerine bırakılmıştır. II. Balkan Savaşı, 29.6.1913'te Makedonya pastasından istediği dilimi alamayan Bulgaristan'ın başlattığı bir savaş oldu.

Cevizköy İlkokuluBu devlet bir ay zarfında Romanya, Sırbistan ve Yunanistan'a karşı arka arkaya seri yenilgiler alınca Osmanlı'ya da bir fırsat doğdu. Osmanlı'nın orduları ileri harekáta geçerek günde 80 km'lik bir yürüyüş sonucu 21.7.1913'te Lüleburgaz ve Vize'yi, 22.7.1913'te de Edirne ve Kırklareli'ni geri aldı. İkinci safha (29.6./29.9.1913) kayıplarımızı azalttığımız ve yüzümüzün biraz güldüğü bir dönem oldu. 29.9.1913'te Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması sonucu olarak Edirne ve Kırklareli'nin alınması kesinlik kazandı.

Balkan Savaşları'nın Kırklareli Vilayeti için de büyük bir önemi vardır. Makedonya dağlarında, Edirne tabyalarında ve Arnavutluk sahillerinde cerayan eden savaşların yanında bu vilayetimizde de korkunç savaşlar olmuştur. 18.10.1912'de Tırnova hudut karakollarında başlayan öncü savaşları Kırklareli tabyalarında devam etmiş, taksit gereği buradan geri çekiliş yapılmış ve Lüleburgaz tren istasyonu ile Soğucakdere (Vize) arasındaki 45 km'lik hatta korkunç bir 6 gün savaşı yaşanmıştır. Başkumandan Nazım Paşa'nın emriyle ordu Çatalca'ya çekilince bu vilayetin arazisi Bulgaristan'ın eline düşmüş ve 8.5 ay süren bir Bulgar mezalimi kendini göstermiştir.

Bunun yanında Kırklareliler, II. Bakan Savaşı sonunda Edirne ile beraber bölgelerinin Londra Antlaşması hükümlerine göre tekrar Bulgaristan'a verilmesi baskılarına karşı direnmişler ve bu amaçla 22.8.1913'te şehir merkezinde bir miting düzenleyerek bu haksız durumu ellerinden geldiğince protesto etmişlerdir. Bu miting sonunda IV. Kolordu Kumandanı Korgeneral Ahmed Abuk Paşa'nın gözlerini yaşartan sahneler yaşanmıştır.

Balkan Savaşları'nda, Edirne'nin Şükrü Paşa'nın komutasında 5 ay süren şanlı müdafaası da büyük bir olaydır. Balkan savaşları süresince Trakya savaş alanı içerisinde kaldı ve epey zarar gördü. Vize 24 Nisan 1920'de ilan edilen San-Remo Konferansı kararlarına göre Yunanistan'a bırakıldı. Bu kararı protesto eden Trakya Paşaeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bu konuda büyük gayretler gösterdi. Cemiyet bu konu ile ilgili olarak Vize'de de bir şube açtı. Yunanistan ilgili Konferans kararına göre 20 Temmuz1920'de Trakya harekatını başlattı. Arka arkaya yaptığı savaşların verdiği yorgunlukla Trakya'da görevli I. Kolordu bu devletin taarruzlarına fazla dayanamadı ve Bulgaristan'a çekilmeyi uygun gördü.

Cevizköy ŞehitlikBu yüzden Trakya Yunan işgaline maruz kaldı. Yaklaşık 2.5 yıl süren bu işgal döneminde Trakya çok sıkıntı çekti ve zulüm gördüler. Bu işgal dönemi 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütakeresi ile sona erdi. Mütakereye göre Doğu Trakya Bölgesi İtalyan yönetimine bırakılacaktı. Yine müttefiklerin kararı gereği İtalyanlar Ekim 1922'de Trakya'ya girecekler ve bir gün sonra da Yunanlılar Trakya'yı terk edeceklerdi. Ekim 1922'de Yunanlılar Trakya'yı tamamen İtalyan kuvvetlerine teslim ettiler. Antlaşma gereği Trakya 1 Kasım 1922'de Türk Jandarmasına teslim edildi. Bu tarihle beraber; Türk orduları bir daha çıkmamak üzere Trakya'daydılar. Congara köyü yeni Türk Cumhuriyetinin Kurulmasıyla yeni bir isim olarak köy arazisindeki Cevizlerinin çokluğu ile Cevizköy ismi uygun görülmüş olup bundan sonra kayıtlarda Cevizköy olarak yazılmış ve anılmıştır.

Bu bolümdeki bilgiler, Prof. Dr. Hüseyin SALMAN'ın araştırmaları sonucu yapılan yayınlardan derlenmiştir

Köyde yaşayanlar genel olarak asırlar boyu aynı bölgede yaşayanların torunlarıdır. Bu nedenle düğünler kız istemeler asker yollamalar tüm trakya adetlerine uygundur. Kırklareli ili eğitim bakımından ülkemizin okuma yazma oranı en yüksek illerindendir. Cevizköy de ilin genel durumuna uyum sağlamaktadır. Yemek kültürü yöre koşulları ve iklim şartlrına uygun olarak gelişmiştir. İçanadolu bölgesinde tereyağı Akdeniz ve Ege bölgesine Zeytinyağı kullanılırken bölge ülkenin ayçiçek ambarı olması nedeni ile yemeklerinde ayçiçek yağı ağırlıklı olarak kullanılır.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köy Vize, Lüleburgaz ve Pınarhisar ilçelerinin kesiştiği yerdedir. Her üç ilçeden çıkan yollar köyden geçerek D100 karayolu ve Edirne Kınalı otoyoluna bağlanır. Ayrıca Demirköy ve İğneada ilçelerinden de en kısa yoldan bu yollara ulaşmak mümkündür. Bir adet büyük piknik alanı ve çevredeki fabrikalar ekonomik anlamda köy halkına katkı sağlar.

2013 yılı nüfusu 875 kişidir.

Köyde ilköğretim okulu vardır. Okul pilot okuldur .Çevre köylerden gelen öğrenciler ilköğretim ikinci kademedeki eğitimlerini Cevizköy İlköğretim Okulunda sürdürürler. Köyün içme suyu şebekesi vardır. Kanalizasyon şebekesi mevcuttur. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı vardır , sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Köyde spor aktiviteleri uygulanmaktadır. Cevizköyspor kulübü mevcuttur. Renkleri yeşil/beyaz'dan oluşmaktadır.
ÇayırdereOrtasından bir dere akar. Etrafı dağlık bir vadide kurulmuştur. Yıldız Dağlarının eteklerinde ormanın bitip Trakya ovasının başlama kavşağında yer alır. Çoğunluğun Hayvancılık ile uğraştığı köyde Trakyanın en leziz peynirleri üretilir. Çayırdere deresi kenarlarında kavak, kızılağaç, fındık, kızılcık, yaban erikleri, gürgen akçaağaç, dişbudak, yaban armutları ahlatlar bulunsada en yaygın bitki örtüsü meşe ağaçlarıdır.

Koyu gölgeli Meşe ağaçlarının çevrelediği kıyısından şırıl şırıl derenin kıvrılarak aktığı geniş,çimenlik bir düzlüğün ortasındaki çeşmesinden buz gibi suların fışkırdığı, AZNATAR uzak yerlerden bile piknik için gelinen doğa harikası bir dinlenme alanıdır. Gün boyu su ve kuş sesinden başka bir sesin duyulmadığı bu bakir alan dan her türlü stresi geride bırakarak ayrımak mümkündür.

Bir dönem yoğun göç veren köy son yıllarda özellikle doğa ile başbaşa yaşamak isteyenlerin ilgi odağı olmuştur. Kekik kokan havası, çiğdem,menekşe ve dağ lalelerinin süslediğ yamaçları ile her mevsim değişik bir manzara resmini andıran Çayırdere köyü eski ile yeninin kucaklaştığı ender yerlerdendir. Denize kilometrelerce uzakta olmasına rağmen bir iskeleyi andıran demir halkalı kesme kayaları, Kule bayırı zirvesinde bulunan kale kalıntıları, çiçek desenli kesme taşlardan oluşan kilise kalıntıları geçmişten kalan izler arasındadır.

Mayıs ayı köyde oğlak çevirme yapmak ve körpe oğlak etlerinin tadına bakmak için ideal zamandır. Bağcılık çalışmaları da yapılmaktadır. Bu bağcılık çalışmaları şaraplık cins üzüm olan merlot ve cabernet sauvignon üzerine gelişmekte olup 2007 yazında ilk hasat yapılmıştır. Ancak hava şartları bağcılığı olusuz etkilemektedir.

ÇayırdereÇevredeki tarihi kalıntılar göstermekte ki bu çevre binlerce yıl önce insanoğluna yaşam alanı olmuştur. Köyün zirvesinde bulunan kale kalıntıları, Kaleye çok uzak mesafelerden su getirmek için döşenmiş Künkler, İşlemeli, gül motifli taşlar ve tuğla ocakları buraların tarihinin çok eski olduğunu ortaya koymaktadır. Denize uzak sayılabilecek bir mesafede olmasına rağmen yamaçlardaki toprak kazıldığında midye kabukları çıkmaktadır. Köyün Güney Doğu kısmında zirvede bulunan kesme taşlardaki dev demir halkalar yine yamaçlardaki un görünümlü kumlar buralarının bir zamanlar bir rıhtım olduğu izlenimini vermektedir. Çayırdere köyünün eski adı Manastırdere'dir. Bu isim Köyün zirvesinde çok eskiden varlığı bilinen manastırdan gelmektedir. Sonra Çayırköyü ve en sonunda Çayırdere olmuştur.

Halkı Rumeliye Yerleşmiş ilk Türk Kavimlerinden olup Köyde Türkçe dışında herhangi bir dil bilen yoktur.

Çayırdere Köyünün en gözde yemeği Kapamadır. Köydeki özel gün ve sofraların vazgeçilmez yemeğidir. Oğlak, kuzu eti veya Tavuk eti ile yapılan Kapama yemeği; pirinç,soğan,et,salça ve köy yamaçlarında yetişen, bir tür kekik olan arnavut biberinden oluşan muhteşem karışım ile tepsi içerisinde köy fırınında pişirilir. Ortaya olağanüstü bir lezzet çıkar. Eh yanında bir de yayık ayranı oldumu yemeğe doyamazsınız.

Çayırdere Köyünün kendine özgü lezzetlerinden biride ekşimikli biber yemeğidir. Köyde yapılan ekşimik veya lor peynirinin taze çarliston ya da acılı sivri biber ile pişirilmesi ile elde edilen karışımından oluşur. Sıcak veya soğuk olarak tüketilebilir. Yaz sofralarının ve kahvaltılarının vazgeçilmez tatları arasındadır.

Dağ yamaçlarında bulunan doğal bitki örtüsü kızılcık ağaçlarından toplanan meyvelerden yapılır. Hev evde mutlaka kış yaz bulunur. Çekirdeği çıkarılmış reçeli,ezme marmelatı, kompostalığı ve turşusu. Köyde kızılcık ile şekerin muhteşem buluşmasından elde edilmiş çok değişik kızılcık reçelleri yapılmaktadır. Ezme kızılcık marmelatına biraz soğuk su eklerseniz yazın harika bir meyve suyu elde edebilirsiniz.

Kırklareli iline 30 km, Pınarhisar ilçesine 13 km uzaklıktadır. Yıldız dağının etekelrinde yer alan bir orman köyüdür.

2013 yılı nüfusu 247 kişidir.

Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı yoktur , sağlık evi vardır. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
ErenlerKöyün eski adı "Tekke'dir. Bu ismi köydeki Binbir Oklu Ahmet Baba türbesinden almıştır.




ErenlerKöyde genellikle tarhana çorbası, Kapama en başta olarak tüm yöresel yemekler yenir. Tarihi Sultanlar Yolu Erenler köyünden geçmektedir. Erenler 2009 yılı itibarıyla Sedat Çakır ve ekibi tarafından yürüyüş güzergahına dahil edilmiştir. Geçmişte de Erenler orduların menzilleri içinde yer aldığından günümüzde de gezginlerin konaklama noktası olarak tercih edilmektedir.

Kırklareli iline 34 km, Pınarhisar ilçesine 4,5 km uzaklıktadır.

2013 yılı nüfusu 218 kişidir.

ErenlerKöyde, ilköğretim okulu vardır ancak genç nüfusun çok olmaması nedeniyle kullanılamamaktadır ve taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Ayrıca bir market bir de restaurant vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi yoktur ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi vardır. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon ve internet vardır.
EvcilerKırklareli iline 50 km, Pınarhisar ilçesine 20 km uzaklıktadır. İğneada'ya gelmeden 40 km önce solda kalmaktadır. Ayrıca köyün içerisinde bir de gölü bulunmaktadır.

Köyün bölgesinde Istırancaların en yüksek noktası olan Mahya Dağı bulunmaktadır.

EvcilerKöy, Türk gelenek ve göreneklerine bağlı bir şekilde yıllarca hayat sürmüş ve şu anda sürmektedir. Önemli yemekleri; düğün çorbası, tarhana çorbası, kuru fasulye, mantı, kapama , kuru yufkadan yapılan börek, keşkek, zerde, sulu kaçamak, kuru kaçamak, ısırgan böreği, çoban böreği ve palaskadır.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

2013 yılı nüfusu 279 kişidir.

Evciler GöletiKöyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
HacıfakılıYıldız dağlarının yorgun eteklerinde kurulmuş olan Pınarhisar'ın bu küçük köyü onlarca yıldan bu yana aynı insanları ağırlamaktan ve onları bir anne şefkati ile sarıp beslemektedir. Ki bu insanlar Bulgaristan'ın çeşitli yörelerinden göçmüşler, devletin onları Ergene ovasına yerleştirme düşüncesini ''Biz keklik sesi duymak isteriz keçilerimiz hoplasın zıplasın bre''diyerek reddetmişler ve Bulgarların yaşadığı bir köy olan Hacıfakılı ya yerleşerek Hacıfakılı yı Hacıfakılı kültürünü yaratmış sürgün insanlardır.

Hacıfakılı sert poyrazların estiği suyun az bulunduğu ve susuzluğun (komşu köylerin aksine) çok şiddetli yaşandığı bir coğrafyadır. Bunun nedeni de köyün diğer yerleşim yerlerinde olduğu gibi bir akarsu kenarına değil akarsulardan uzak tabanı kayalık küçük bir tepeciğin üzerine kurulmuş olmasıdır. Köyün tepeye kurulmasında da rivayetlere göre en büyük etken şu an köy korusu içinde kalan Bakacak ismindeki tepeye yaslanmış ve bir salgın hastalık sonucu telef olduğuna inanılan eski köyün hazin sonu etkili olmuştur. Çünkü sert poyrazlar Bakacak Tepesi ni aşıp salgın hastalık taşıyan mikro organizmaları köyden uzaklaştıramamış ve şu an ESKİ YURTLUK olarak anılan köy yok olmuştur.

Farklı bir isim olan Hacıfakılı kelimesinin anlamı HACI'lara FAKI (tuzak) kelimelerinin oluşan hacılara tuzak kurulan yer anlamındadır. Bu ismin verilmesi hakkında iki halk söylencesi anlatılır. Bu söylencelerden ilki Hacıfakılı nın Balkanlardan gelen hacıların hacı adaylarının hac yolu üzerinde olduğuna ve Hacıfakılı civarında yaşayan Bulgar çetelerinin hacılara tuzaklar kurularak soymalarını anlatır.

İkinci söylence ise Pınarhisar Bey'i Hacı Bey'e Hacıfakılı civarında tuzak kurulduğunu ve tuzak ile Hacı Bey'in katledilişini anlatır. Ayrıca Konya'ya bağlı Yunak kasabasının adının Hacıfakılı olduğunu altını çizmek gerekir.

Hacıfakılı tarihi bilinmemekle beraber birlikte Osmanlı Türklerinin Rumeli ye ilk çıktıkları dönemde Müslüman Türkler tarafından kurulduğu söylencelerde anlatılmaktadır. Köyün ilk sakinleri ve kurucuları Hacıfakılı da birkaç asır yaşamışlar ve bilinmeyen bir nedenden dolayı köyü terk etmişlerdir. Anlatılanlara göre şu anki sakinleri köye ilk yerleştikleri zamanda köyde Müslümanların yaşadığına dair camii ve Müslüman mezarlığı varlığını devam ettirmekteymiş. Bugün kullanılan mezarlık Türklerden kalan mezarlık üzerine yapılmıştır.

Ayrıca köy camii 1916-17 de eski camii yıkılarak inşa edilmiştir. Köyün ihtiyarları köye yerleşildiği yıllarda bir hamam ve işlevlerini bilmedikleri ve iki kulenin varlığından bahseder. Daha sonra bu hamam ve kuleler taşları yeni inşaatlarda kullanılmak amacıyla yıkılmıştır. Köy kurucuları olan Türkler köyü 19.yy. başlarında terk etmişler. Ancak nereye gittiklerine, niçin terk ettiklerine dair bir bilgi yoktur. Fakat bu dönemde Balkanlardaki karışıklık ve Balkanları saran vebanın etkisiyle olabileceği düşünebilir.

HacıfakılıTürkler Hacıfakılı'yı terk ettikten bir süre sonra köye Bulgar köylüleri yerleşirler. Bulgarlar Hacıfakılı'da 30 yıl kadar yaşamışlar ve Bulgaristan dan göç eden Türklerin iskan edilmelerinden sonra bir yıl beraber yaşamışlar ve köyü terk etmişler .Bulgarların nereden gelip nereye gittikleri bilinmemektedir. Ancak Balkanların siyasi yapısındaki değişmelerden ürküp Trakyadan Bulgaristan'a giderken boş ve sahipsiz buldukları Hacıfakılı'ya yerleştikleri düşünülmektedir. Bulgarlar köye yerleşince mezarlık ve camiye dokunmamışlar, kendi kiliselerini inşa etmişler, mezarlıklarını kurmuşlar. Sanki Hacıfakılı da misafir olduklarının bilincindedirler.

Hacıfakılı Bulgaristan göçmenleri tarafından yurt edinilmiştir. Halkı Osmanpazar'ın Mutaflar köyü Tırnova ve Varna'nın köylerinden gelmiştir. 18. yy Balkanlar için kara yazgının başladığı yıllardır. Halk halinden hoşnut değildir. Balkanlar milletlerin yeni devletler oluşturmasına tanıklık etmektedir. 18.yy sonlarına doğru Bulgarlar öz benliklerini fark etmişler ver kendi insanlarına Bulgar kimliği kazandırmak için büyük bir eğitim seferberliğine başlamışlardır. Aynı dönemde Türkler cahilliğe yozluğa terk edildiler.

Osmanlı'ya bağlı eyaletlerden kasabalardan birbiri ardına Bulgar okulları açılıyordu. Buradan mezun olanlar, köylerde kasabalarda milliyetçilik aşılıyorlardı. Ardından Bulgar ayaklanmaları ve Osmanlı – Rus savaşları başladı. Ruslar'ın savaş iddiası Bulgarları özgürlüklerine kavuşturmaktı. 19. yy da ise bu keşmekeş daha belirgin bir halde idi. 1829-1830 Osmanlı – Rus savaşı sonucu Bulgaristan'ın içlerine kadar ilerlemeyi başaran Rus ordusu Türk bölgelerinde taş üstünde taş bırakmaz. Osmanpazar, Şumnu ve Varna yerle bir edildi.

Bu olayı 1841 Kırım savaşı izler. Bu savaşta da Osmanlı zor duruma düşer. Bulgarların isyanları daha sık görünmeye başlar. Artık Bulgaristan içlerinde yaşayan Türkler için yaşam çekilmez hale gelmiştir.1877 – 1878 Osmanlı – Rus savaşında (93 harbi) Bulgar çeteciler Ruslar ile birlikte hareket ederler. Savaş sonunda yapılan Ayestofenos antlaşması ile Osmanlı Üsküp, Manastır, Ohri, Kavala ve Sezeri kapsayan bir özerk Bulgar prensliğini kabul eder. Ancak bu durum büyük devletlerin hoşuna gitmez ve Berlin antlaşması ile Bulgar prensliğinin sınırları daraltılır.

Bu dönemde Bulgar çeteleri katliam yapmaktadır. (Tırnova ve Osmanpazar'ın köylerinde yüzlerce insan katledilmiştir. Bu katliamların kalıntıları olan toplu mezarlıklar 1930 larda çıkartıldı.) Bulgaristan'ın Osmanlı hakimiyetinden çıkmasından sonra burayı kendilerine yurt edinmiş binlerce on binlerce Türk ana yurtlarını baba ocaklarını terk etmeye başlayarak Cenub- i Rumeli'ye, İstanbul'a, Anadoluya insan seli halinde akarlar. İşte bu insan selini içersindeki küçük bir Tırnova'lı köylü grubuda vardır ve bu Tırnova'lı grup Hacıfakılı'ya yerleştirilir. Tırnova'lılar 5 hane/aile olarak Hacıfakılı'ya yerleşir. Küçük bir köy olan Hacıfakılı'da Bulgarlar yaşamaktadır. Ancak onlar da buraya yeni yerleşmişlerdir. Köy eski bir Türk köyüdür ve camisi Müslüman mezarlığı hala ayaktadır. Tırnova'lıların yerleşmesinden bir yıl sonra Bulgarlar köyü terk ederler ve tahminlere göre Bulgaristan a göçerler. Tarih 1877-78 dir.

1878 de Bulgar Prensliğinin kurulması da Balkanlardaki karışıklığı, kaosu sona erdirmedi. Bulgaristan büyük devletlerin iktidar mücadelesinde bir arenadır artık ve yine göçler yine acılar. 1885'te Bulgar komitacılar isyan ederek Şarki Rumeli Vilayeti'ni Bulgaristan ile birleştirdiler. Bulgarların güçlenmesi bir zamanlar dost komşu oldukları Bulgarların Türk köylerine şiddetini sonuçlandırmıştı ve yeni bir göç dalgası başlar. Bu göç dalgasına Osmanpazar Mutaflar köyleri de katılır. Kırklareli'ye gelen Mutaflılara Kırklareli Kızılcıkdere Köyü yurt olarak gösterilir ancak Osmanpazar da hayvancılıkla uğraşan köylüler Kızılcıkdere'yi beğenmezler ve dağlık taşlık olan Hacıfakılı'ya yerleşir. Yine aynı tarihte Varna'dan bir aile gelip Hacıfakılı'ya yerleşir.

1878 den bu yana üç grup insan Hacıfakılı'yı kendine yurt olarak bellediler. Hacıfakılı 1912'de Balkan savaşları esnasında tamamen boşalırsa da savaşın durulmasından sonra tekrar Hacıfakılı'ya dönerler. Ancak ailenin bir kısmı gittikleri yerlerde kalmışlardır. Köy sakinlerinden Halil DEMİR'in anlattıklarına göre ilk gelen Tırnova'lılar köyü sahiplenmiş sonradan gelen Osmanpazar ve Varna'lılar arazilerini Tırnovalı'lardan satın almışlardı.

TIRNOVALILAR ;

  1. KÖMÜRCÜOĞULLARI: Kömürcüoğulları'ndan iki kardeş Yemen ve Çanakkale savaşlarında şehit olmuşlardı. Bu iki kardeşin çocukları da çalışmak için İstanbul'a göç etmişlerdir. Şu an köyde Kömürcüoğullarından kimse kalmamıştır.
  2. KURU SÜLMANLAR: Hasan ve Hüseyin isminde iki çocukla göç etmişlerdir. Hüseyin'in çocukları da köyde GÜNAYDI soyadı ile yaşamaya devam etmektedirler.
  3. SEYİT ALİLER: Balkan savaşlarında Adapazarı'na kaçan aile Adapazarı'nda ikamet etmektedirler.
  4. HATİPOĞULLARI: Gündoğdu soyadıyla köyde yaşamaya devam ediyorlar.
  5. İSMAİL AĞALAR: Hüsmen ve Ahmet isminde iki çocukla gelen aile Demir soyadıyla köyde yaşamaktadır.

VARNA'LILAR ;

Türkler tarafından kurulan 4000 hanesinden 3000'i Türk ailesi (Evliya Çelebi Seyahatnamesi) olan Varna'dan Hacıfakılı'ya bir aile yerleşmiş ve beş aile olarak Türkiye de şekillenmiştir.
  1. TAHİR AĞALAR: Mehmet Kızılkaya ailesidir. İstanbul'a taşınmışlardır. Şu an köyde kimse yoktur.
  2. TEKKEŞIRAKLILAR: Bu aile Babaeski Ulukonak köyüne taşınmışlardır.
  3. DELİMAHMUTLAR: Bartın'a taşınmışlardır.
  4. ÇINARLAR: Lüleburgaz Ertuğrul Köy'e taşınmışlardır.
  5. MOLLA MEHMET: Tepe ve Kaymaz aileleridir. Tepe ailesi İstanbul'a taşınmıştır. Kaymaz ailesi hala köyde yaşamaktadır.

OSMANPAZARI'LILAR ;

Osmanpazar'ın Mutaflar köyünden gelen aileler köyün bugünkü yapısını şekillendirmiştir. Altı ana aile olarak birleşebilirler.
  1. İBRAHİM ÇAVUŞLAR: Bugünkü TINMAZ aileleri
  2. HALİL HOCALAR (Hacıoğulları - Hocaoğulları - Hocalar)
    1. Rasim Kurt'un Hüseyin ve Mehmet Gündüz ismindeki oğullarının çocuklarından oluşan yedi aile (üç Kurt Dört Gündüz) köyde yaşamaktadır.
    2. Kasım Atasoy'un Fevzi ve Hasan ismindeki çocuklarından iki aile köyde yaşamaktadır.
    3. İbrahim Tören'in oğlu Hüsnü'nün oğlu Halim köyde yaşamaktadır.
    4. Öncü ve Avcı aileleri
  3. SALİM AĞALAR: Salim Ağa'nın soyundan iki aile vardır. Çılgın ve Çelik aileleri
  4. PAŞALILAR: Bugünkü ERTUĞRAL aileleri
  5. KOMŞULAR: Bugünkü DUREN ailesi
  6. KARADAYILAR: Bugünkü KARAGÜLLE ailesi

Kronoloji

1877-78 : Tırnova köylüleri Hacıfakılı'ya gelip yerleşmeleri
1879 : Hacıfakılı'da yerleşen Bulgar köylüleri Bulgaristan'a göç etti
1885-86 : Bulgaristan Osmanpazar Mutaflar köyünden gelen Türkler Hacıfakılı'ya yerleşir
1886 : Bulgaristan Varna'dan gelen dört aile Hacıfakılı'ya yerleşir.
1912 : Balkan savaşları sırasında köy tamamen boşalır ve köylüler Bandıma Yenişehir, Adapazarı ve İstanbul'a göç ederler.
1913 : Köy ahalisi yeniden geri döner. Ancak bazıları gittikleri yere yerleşir.
1914-18 : Birinci Dünya Savaşı. Halk bir ay köyü terk edip Yıldız Dağları eteklerine kaçıp Yunanlılardan saklanırlar.
1916 : Eski cami yıkılıp yeni camii yapılır.
1923 : İlan edilen Cumhuriyeti köy halkı büyük bir heyecanla karşılar ve benimser.
1927 : Köy karakışa teslim olur. Birdenbire bastıran tipi onlarca hayvanın telef olmasına neden olur.
1928 : Harf devrimi gerçekleşmiştir. Köy camisinde kadınlara ayrılan kısmında 'yeni alfabe' ile eğitim başlar. Ancak ilk heyecan iki yıl sürer. Eğitmen gitmiş ve eğitim yarıda kalmıştır.
1935 : Sığırtmaçlar (Mehmet GERMAN'ın) babası köye yerleşirler
1936 : Karakış bir kez daha köyü vurur. Hayvanlar telef olur. Köyde sadece iki sürü hayvan kalır.
1937 : Yine camide eğitim başlar. Fakat eğitmenin ölümüyle etiğim yine yarıda kalır.
1939 : İlkokul inşaatına başlanır. Yeni eğitmenin gelmesiyle eğitim camide devam eder. Köye telefon bağlanır. Avren (Akören) santralına bağlı olan telefon 1941 de kapanır.
1940-44 : İkinci Dünya Savaşı. Zor yıllar. Erkekler seferberliğe katılır.
1944 : Köye yeni iki aile yerleşir (Muhacırlar)
1964 : Köy ikinci kez telefonla tanışır. Kaynarca santraline bağlı olan telefon hatlarının askeri bölgeden geçmesi yüzünden kısa sürede telef olur ve kapanır.
1969 : Köye su şebekesi kurulur. Mezarlık kuyusuna kurulan rüzgar çarkıyla köye su verilmeye başlanır. Rüzgar çarkı sert poyraza dayanamaz ve Hacıfakılı'nın su sefası kısa sürer.
23.01.1972 : Köylü Üsküp'ten istedikleri suyu alamayınca Kırklareli'nde yürüyüş yapmak ister ancak izin verilmez.
1973 : Köye Çayırdere köyünden su bağlanır.
1978-79 : Köye elektrik bağlanmıştır.
1985 : Üsküp santralinden telefon bağlanır
1989 : İlkokul kapanır. Öğrenciler taşımalı eğitim sistemi ile Üsküp'e giderler.
13.09.1993 : Köy merasında başlayan yangın köy içine girer. Sonuç: 2 koyun ahılı, bir samanlık ve bir ahır yanar.
1994 : Kuraklık olur. Hayvanlar dahi Kaynarca'dan taşınan su ile sulanır
1995 : Evlere telefon bağlanır.
1999 : Köy yolu asfaltlanır

Kırklareli iline 22 km, Pınarhisar ilçesine 13 km, Kaynarca beldesine 7 km, Üsküp beldesine 4 km, Beypınar köyüne 10 km, Çayırdere köyüne 5 km, Kurudere köyüne 13 km uzaklıktadır.

Köye yerleşilen ilk yıllarda eğitim köy imamı tarafından verilen Arapça okuma yazma ile sınırlı iken 1928 de yeni alfabenin kabulunden sonra gelen ilk eğitmenlerle başlar. Fakat okul olmadığı için köy camiinin kadınlara ayrılan bölümünde eğitim başlar. 1930 da eğitmenin gitmesiyle 1937 yılına kadar eğitim yapılmaz. Aynı yıl öğretmen gelir ve okul inşaatına başlanır. Fakat gelen öğretmenin vefatı üzerine eğitim yine aksar. 1939 da yeni öğretmen atanır. Eğitim hala camide yapılmaktadır. Yeni öğretmen de yıl sonunda ayrılır ve yeni eğitim 1944 yılına kadar kesilir. 1944 köy eğitimi için dönüm noktasıdır. Köy ilkokulunda eğitim başlar ve daha hoş olan olay köy öğretmeni bir Hacıfakılı'lı olan Hasan BOZKURT'tur. Eğitimini Çayırdere ve Pınarhisar'da aldıktan sonra Kepirtepe Köy Enstitüsü'nü bitirmiş, öğretmen olarak Hacıfakılı'da eğitime başlamıştır. Köy ilkokulu 1944'ten 1989'a kadar köye hizmette bulunmuş, bu tarihte öğrenci azlığı nedeniyle kapatılmıştır. 1989 yılından itibaren eğitim taşımalı olarak Üsküp beldesinde sürdürülmektedir. İlkokul sayesinde köyde okuma yazma bilmeyen insan yoktur. Gelen öğretmenler eğitim ve öğretim yanında köy halkını başka alanlarda da bilgilendirmiş ve hatta önderlik etmişlerdir. 23 Ocak 1972 deki yürüyüş bunlardan biridir.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Bu çalışma alanları iç içe geçmişlerdir.

Mera Hayvancılığı (Küçükbaş)

Kuşaklar boyunca koyun ve keçi yetiştirilmiş. Yaşamın en büyük rengi olmuş. Günümüzde küçükbaş mera hayvancılığı artık gerilemektedir. Bunun başlıca nedeni hayvanların yoğun ve sürekli bir bakım istemesidir. Böyle yoğun bir bakım için gereken iş gücünün bulunmayışıdır. Çünkü köyün gençleri okuma veya sigortalı bi işte çalışmak gibi nedenlerle köyden ayrılmaktadır. 1990'lı yılların başında köyde 4000 civarında olan küçükbaş hayvan sayısı bugün 1000'lere kadar düşmüştür. Oysa küçükbaş hayvan besiciliği Hacıfakılı için adeta bir yaşam biçimi, bir kültür olmuştur yıllarca. Küçükbaş mera hayvancılığının yanında büyükbaş mera hayvancılığı da yapılmaktadır. 1980 lere kadar sığır ve manda birlikte bakılırken artık sadece sığır bakılmaktadır. Aynı yıllara kadar üç sürü olarak meraya çıkan büyükbaş hayvanlar (100-120 kadar inek 70-80 kadar manda ve 60-70 baştan oluşan dana-düve) artık sadece ineklerden oluşan sürüye düşmüştür.1980 yıllarından sonra büyükbaş hayvanlar da ahırda beslenme yöntemine geçişler başlamıştır. Büyükbaş hayvancılık ağırlıklı olarak ahırlarda yapılmaktadır. Mera ve ahır havyacılığının yanında tüketime yönelik arıcılık yapılmakta ve kümes hayvanları beslenmektedir.

Tarım

Hacıfakılı'da tarım fazla gelişmemiştir. Bunun nedeni köy arazisinin kurak, kumsal, kayalık yani tarıma elverişli olmamasıdır. Tarım ana geçim kaynağı olan koyunculuğun yem ihtiyacını karşılamak için yapılan bir faaliyet olagelmiştir. Son yıllarda koyuculuğun azalmasıyla tarıma verilen önem artmıştır. Yetiştirilen tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, çavdar ve ayçiçeğidir. 1950'li yıllarda susam yetiştiriciliği yapılmış. Hatta bugün köy korusu içinde kalan terk edilmiş tarlalara susam tarlaları denilmektedir. Yukarıda sayılan ürünler haricinde kavun, karpuz ve bahçe bitkileri tüketim amacıyla üretilmektedir. Yine tüketime yönelik olarak kiraz, vişne, erik, ekşi elma, badem, zerdali, dut gibi meyve ağaçları da yetiştirilmektedir. Köyde 19 adet traktör ve yeterli tarım aleti mevcuttur. Ancak önemli bir ihtiyaç olan biçerdöver hala mevcut değildir. Köyün insanları ekonomik olarak oldukça rahattır. Köyün durumu homojen bir yapı sergiler. Çok zengin insanlar olmadığı gibi çok fakir de yoktur.

Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi vardır. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Sadece bir bakkal vardır. Evlerin Çoğu tarihi ve eskidir.

2013 yılı nüfusu 107 kişidir.

Hacıfaklı, anayol üzerinde olmamasına rağmen ulaşımı kolaydır. İlçe merkezi olan Pınarhisar'a 12 km. uzunluğundaki asfalt yol ile bağlanır. Ulaşım bir adet minibüs ve on adet özel otomobille sağlanmaktadır. Ulaşımda zaman zaman traktörler de kullanılmaktadır. Komşu köyler Üsküp ve Çayırdere'ye asfalt yol ile Beypınar köyüne stablize yol ile bağlanmaktadır.
İslambeyliKırklareli iline 47 km, Pınarhisar ilçesine 17 km uzaklıktadır.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

2013 yılı nüfusu 305 kişidir.

İslambeyliKöyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

İslambeyli  İslambeyli

Eski adı Koru Deredir. Pomak köyüdür

KurudereHemen yanı başından Fatmakaya Tepesi ve Kale Tepesi'nden doğan Manastır dere geçer. Şu anda Poyralı ile birlikte Pınarhisar'ın en güzel görünüme ait köylerinden birisidir. Orman ve ova yapısını bir arada yaşatan ender yerleşimlerdendir. Köyde hayvancılık ve tarımcılık başta olmak üzere yakın zamanda açılan köy kooperatifi ile orman emekçisi sayısı da hızla artmıştır.

Kurudere Çok sayıda piknik alanına sahiptir. Bunlardan en çok bilineni Kocabuzağılık Mevkidir. Burada ayrıca köyün futbol sahası da bulunmaktadır. Yıldız Dağları'nın eteklerinde yer alan bu köy her mevsim gidilip görülmesi gereken güzelliklere sahiptir.

 
KurudereKırklareli iline 40 km, Pınarhisar ilçesine 20 km uzaklıktadır.

Köyün büyük bölümü büyük ve küçük baş hayvancılık ve tarımla uraşmaktadır.

2013 yılı nüfusu 396 kişidir.

KurudereKöyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi vardır. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.



OsmancıkOsmancık Köyü 1880 yılında Balkanlar'dan göçmen olarak gelen ailelerin yerleşmesiyle kurulmuştur.

Osmancık köyünde birçok aydın ve devlet adamı yetişmiştir. Çok değerli Devlet adamları Albay Nazmi YATMAN. 13.dönem Kütahya Milletvekili ve Karadeniz Bakır İşletmeleri Genel Müdürü,Yüksek Maden Müh. Ahmet Can BİLGİN, Kurmay Albay Ruhi ORBAY, Albay Ruhi KOLÇAK, Kaymakam Necati ASLAN, Emniyet Müdürü Hüsamettin ÖZER Osmancık köyünde yetişmiş yüksek bürokratlardır.

OsmancıkOsmancık köyünde yetişmiş, Şehit Hasan YAYLA 18 Kasım 1985 günü terhisine 1 hafta kala, Hakkari ili, Çukurca ilçesi, Andaç köyü yakınlarında, PKK ile giriştikleri silahlı çatışmada şehit olmuştur.

Kırklareli iline 30 km, Pınarhisar ilçesine 16 km uzaklıktadır.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yurt dışında ve yurt içinde çalışıp emekli olduktan sonra köyüne yerleşenlerin ekonomiye katkıları büyüktür.

2013 yılı nüfusu 424 kişidir.

Köyde ilköğretim okulu mevcut olup. 1, 2, 3, sınıflar mevcut köy okulunda diğer sınıflar taşıma sistemi ile Ataköy'de eğitim görmektedir. Köyün [[içme suyu, kanalizasyon şebekeleri vardır. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
PoyralıKöy, Osmanlı - Rus Savaşından sonra Lofça ili Ogarçin mahallesinden göç eden Pomak halkı tarafindan kurulmuştur.



PoyralıPoyralı, tarihi Sultanlar Yolu güzergahı üzerindedir. 2009 yılında yeniden Sedat Çakır tarafından keşfedilen bu yol günümüzde bir trekking, doğa ve bisiklet yolu olarak kullanılmaktadır. Poyralı, Sultanlar Yolu'nun Avyolu üzerindeki konaklama noktalarından biridir.


PoyralıKırklareli iline 36 km, Pınarhisar ilçesine 8 km uzaklıktadır.




Poyralı2013 yılı nüfusu 424 kişidir.




PoyralıKöyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.


SütlüceKöy halkı 1927-1928 yıllarında Bulgaristan Kırcaali bölgesinden gelen soydaşlarımızın önce Kırklareli Pınarhisar ilçesi Yancıklar köyüne (şimdiki adı Ataköy) yerleşmesi ve sonra da "Murat Bey" denilen eski devlet büyüklerinden birinin Koçka denilen arazisini (60 hane) satın almasıyla kurulmuş planlı bir köydür.

Köy içi yollar normal cadde genişliğinde olup çıkmaz sokak yoktur. Kırcaali'nin çeşitli köylerinden göçmenler vardır. Hepsi aynı köylerden gelme değildir ama yakın köylerdendir. Ayrıca daha sonra Vize ilçesi Sergen Nahiyesinden bir kısım Pomak vatandaş gelip köye yerleşmişlerdir. Köyün ilk adı Yeni Mandıra'dır. Aynı isimde bir köy Bulgaristan Kırcaali yöresinde de "Mandıra" olarak mevcuttur. Ancak 1958 yılında Pınarhisar kaymakamlığının aldığı bir kararla köyün adı "Sütlüce" olarak değiştirilmiştir. Köyün adı çevrede hala kısaca "Mandıra" olarak anılmaktadır. Köyde yaşayanlardan söz edilirken de "Mandıralı" diye söz edilmektedir. Sütlüce ismine yeni yeni alışılmaktadır. Sütlüce ismi köyün resmi adı gibidir.

SütlüceKırklareli iline 48, Pınarhisar ilçesine 18 Km. uzaklıktadır. Lüleburgaz'a çok kullanılan iki ayrı yoldan gidilmektedir.
1.yol Ahmetbey-Emirali-Sakızköy ve Umurca'dan geçip Lüleburgaz'a ulaşır ki bu yol 27 Km.'dir.
2. yol ise Ahmetbey-Evrensekiz-Yeni Bedir üzerinden Lüleburgaz'a giden yoldur. Bu yol ise 36 Km.'dir.
Ayrıca stablize olduğu için pek kullanılmayan 3. bir yol da vardır ki o da Karaağaç köyü üzerinden Turgutbey köyüne ve oradan da Lüleburgaz'a ulaşır. Bu yol da 23 Km.'dir.

Köy İstanbul'a yaklaşık 170, Edirne'ye 115, Tekirdağ'a ise 70 Km. uzaklıktadır.

Sütlüce DeresiSürekli dışarıya göç verdiği için köyün nüfusu gittikçe azalmaktadır. Bu nedenle Köyün okulu dahi kapanmış ve yakın köy Cevizköy'e taşımalı öğretim yapılmaktadır.

2013 yılı nüfusu 699 kişidir.

Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
TozaklıTozaklı'da bundan 2000 yıl kadar önce Traklar olarak bilinen kabileler yaşamışlardır. Traklar Romalılar ve diğer Hıristiyanlara karşı bu bölgeyi korumuşlardır. Kendilerine badem biçiminde oval kale yaparak kendi savunma sistemlerini oluşturmuşlardır. Trak kaleleri aşırı tahribat nedeni ile günümüze sadece temelleri olarak kalmış, bu temel taşları topraklarla dolup yükselti oluşturmuştur. Bu yükseltiler bize Trakların kalelerinin Tozaklının 1 km aşağısında bulunan Beşiktepe ve Göçüklük diye adlandırılan yerlerinde konuşlandırılmıştır. Diğer bir kalede kömür işletmesinin tahribatı ile günümüze ulaşamamıştır. Traklar savunmayı iyi bilen bir kabile olduğundan 7nci yüz yıla kadar kabileler Tozaklı dahilinde yaşamışlardır.

TozaklıRoma orduları ile savaştan kaçan kabile Yıldız Dağları eteklerine doğru giderek oraya yerleşmiş ve müslümanlığı seçmiştir. Osmanlı zamanında da kendi yerleşkerine ancak 1900 lü yıllarda gelerek yerleşmişlerdir ve bundan sonra anlatılanlara göre Tozaklı köyü bu ismi almadan önce dönemin padişahı tarafından av bölgesi olarak tespit edilmiş bir muhitmiş. Padişahın emriyle bu bölgenin birçok yerine yabani av hayvanları için tuzaklar kurulur ve bu tuzaklar belli sürelerde hizmetkarlar tarafından kontrol edilirmiş. Daha sonra bu av muhitine tuzaklı demişler. Halk arasında anılan bu isim zamanla Tozaklı adına dönüşmüş, daha sonra Mübadele yılları içerisinde yerleşimi yoğunlaşan bu köy muhit ismine uygun olarak da Tozaklı köyü olarak adlandırıla gelmiş. Köy sakinlerinin büyük bir kısmı 93 harbi diye bilinen Osmanlı Rus savaşından sonra (miladi 1877) tarihinde Bulgaristan Tırnova kentinden göç eden muhacirlerdir.

TozaklıKöye yardımda bulunanlar; Köy Sakinlerinden Yusuf Başaran'ın Oğlu Mehmet Başaran Köye Yeni Atatürk Büstü Yapılmasını sağlamıştır. Aynı zamanda mezarlık etrafı Yusuf Başaran tarafından beton duvarlar ile çevrelenerek eski görüntüsünden kurtarılmıştır. Yücel Topuz ise cenaze yıkama aracı almış, caminin halılarını değiştirmiş ve mezarlık bağışlayarak yeni mezarlığa çeşme yaptırmıştır.

Kırklareli iline 35 km, Pınarhisar ilçesine 6 km uzaklıktadır. İstanbul'a yaklaşık 180 km uzaklıktadır.

Tozaklı İlkokuluKöyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tozaklı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kurulduğundan bugüne kadar market, Biçerdöver, balya makinesi, yem satışı, süt pazarlama, minibüs, elektronik kantar, sellektör (tohum hazırlama makinesi ), slaj makinası, traktör ve yem yarma değirmeni hizmetleri alanlarında köy ekonomisine katkıda bulunmaktadır.

2013 yılı nüfusu 733 kişidir.

Tozaklı GöletiKöyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır . Kanalizasyon şebekesi vardır. Bunlar muhtar Yakup ALTINTAŞ tarafından 2007 senesinde yaptırılmıştır. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Köyde ADSL hizmeti zor da olsa sağlanmaktadır. Köyde muhtar Salim Atalay önderliğinde hazırlanan sağlık evi getirilen doktor ve hemşirelerle pazartesi ve çarşamba günleri köy halkına hizmet etmektedir. Sağlık evi iki bölümden oluşmaktadır. Kayıt bölümü ve hasta muayene bölümü olarak iki ayrı odadır. Ayrıca Muhtarlık toplantı salonunu da gerektiğinde hastalara açmaktadır.
Pınarhisar-Demirköy yolu üzerinde, Yıldız Dağları'nın eteklerinde kurulmuştur.

Yenice'de Trakya karasal iklimi'nin özellikleri görülmektedir.

2013 yılı nüfusu 731 kişidir.

Yenice  Yenice  Yenice  Yenice
Yenice  Yenice  Yenice Manyetik Alan

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet sunulabilmesi için çerezler kullanılmaktadır. Hizmetlerimizi kullanarak çerez kullanımına izin vermiş olmaktasınız.
Daha fazla bilgi Kapat