Vize’nin geçirdiği üç büyük dönemden sonuncusu Osmanlı dönemidir. Osmanlı Devleti’nin daha kuruluş döneminde bu devletin hakimiyetine giren Vize, en çok gelişme gösteren beldelerden birisidir. Osmanlı Devleti 1356 yılında Rumeli’ye adım attığı zaman Gelibolu dolaylarının da çehresi değişmeye başladı. Daha sonraları Trakya’nın orta kesimlerini zapt ettiren Sultan I.Murat (1362-1389) kumandanlarına 1363 yılında Vize’yi de fetih ettirdi.

Istıranca Dağlarının güney yamaçlarında bu şirin kasaba bu fetihle Türklerin eline geçmiş oldu. Ancak bu fetih uzun sürmedi. Bizans İmparatorluğu’na karşı kazanılan bu zafer Bulgarları da endişeye sevk etti. Bulagar Kralı Asen, Türk fethini takip eden 1-2 yıl içinde Kırklareli, Midye, Pınarhisar ve Vize’yi ele geçirdi. Mücadeleci bir krala benzeyen Çar Asen Osmanlı Devletini bir hayli uğraştıracağa benziyordu. Fakat onun 1365 yılında ölümü ile bölgeden Bulgar tehlikesi kalktı.

Bizanslılar Bulgarların bu durumundan derhal faydalandılar ve Trakya’nın kuzey kısmını kendilerine bağladılar. 1368 yılında Kuzey Bulgaristan’a bir sefere başlayan Sultan I.Murat, Bulgarların elindeki Aydos, Karnabat, Sözebolu, kasabalarını aldıktan sonra, doğuda Bizans İmparatorluğu üzerine yöneldi. 1369’da Pınarhisar ve Vize’yi zapt etti.

Bizans İmparatorluğu stratejik bir mevkide bulunan Vize’yi her zaman geri almak istedi. Bu amaçla 1373 yılında Vize taraflarına bir yağma akını düzenledi. Vize Sancak Beyi Şirmerd Bey bu durumu derhal Sultan I.Murat’a bildirdi. En kısa zamanda Rumeli’ye geçen Sultan kuvvetlerini Malkara'da topladıktan sonra Lala Şahin Paşa’yı İpsala civarındaki Firecik Kalesi’ni zaptına gönderdiği gibi kendisi de Çatalca taraflarına yürüyerek İnceğiz, Çatalburgaz Kalelerini aldı. Lala Şahin Paşa da Firecik Kalesini fetih ettiğinden 1373 seferi başarı ile sona erdi. Bizans İmparatoru barış yapma mecbur oldu. Arkasından yeni alınan yerlere Anadolu’dan muhacirler getirilip dini, ilmi ve sosyal kurumlar tesisine başlandı.

Sultan I.Murat zamanında Osmanlı topraklarına katılan Vize, Çelebiler devrinde vuku bulan kardeş kavgalarında bir de meydan savaşına şahit oldu. Kardeşi Musa Çelebi ile taht mücadelesi yapan I.Mehmet Çelebi çok güvendiği kumandanı Evrenos Bey ile beraber Vize tarafında, önce Musa Çelebi’nin Kara Halil kumandasındaki kuvvetlerini mağlubiyete uğrattı ve ondan sonra Edirne yönüne doğru ilerlemeye devam etti. (1413) Bu savaş Çelebi Mehmet’e (1413-1421) taht kapılarını açtı.

II.Murat zamanında (1421-1451) Osmanlı İmparatorluğu bu Sultanın gevşekliği yüzünden bazı yerleri düşmanlarına terk etmek zorunda kaldı. Özellikle 1441-1444 yıllarında devletin varlığının tehlikeye düştüğü bir dönemde olması kuvvetle muhtemel olan bir devrede Vize Osmanlı hakimiyetinden Bizans'a geçti.

Fatih’in cülusunda (1451) Vize, Midye, Misivri, Ahyolu, Sözebolu hala Bizans’ın elinde idi. İstanbul’u alamaya kesin bir şekilde kararlaştırmış olan Fatih, fetihten 3-4 ay önce bu şehre yardımları ve yakın destekleri bulunan yukarıdaki şehirlerin zapt edilmesi görevini Karaca Paşa’ya verdi. Şubat 1453’te 10.000 kişilik bir kuvvetle harekete geçen Karaca Paşa kısa bir sürede Misivri, Ahyolu ve Vize Kalelerini fetih ederek İstanbul’un fethini kolaylaştırdı.

VİZE SANCAĞI

1356 senesiyle beraber Rumeli’ye ayak basan Osmanlı Devleti yavaş yavaş burasının teşkilatlanmasına da önem verdi. XV. yüzyılın ilk yarısında Timurtaş Paşa, Beyazıt Paşa, Sinan Paşa ve Şehabettin Paşa gibi önde gelen şahsiyetlerin bu bölgenin idaresinin başına geçirdi. Bunlar ilk fetih ettikleri yerleri “Paşa Sancağı” halinde idare ettikleri gibi daha ziyade stratejik ehemmiyeti bakımından ön planda gelen veya idari bir merkez olmaya elverişli görünen kale ve şerhleri de bir liva olarak en ziyade yararlılığı görünen ve kabiliyetine güvenilen kumandanlar vasıtasıyla kontrollerinde bulunduruyorlardı. Böylece sırasıyla Gelibolu, Çirmen, Vize, Sofya, Niğbolu Livaları kuruldu ve bunlar Rumeli Beylerbeyliğine bağlandı.

Görüldüğü kadarı ile Fatih döneminde Trakya’da üç livalık bulunuyordu ve bunlardan bir tanesi Vize Sancağı idi. Diğer ikisi ise Gelibolu Livası ile Paşa Sancağı (Edirne) idi. İdari teşkilatının yanı sıra Ordu teşkilatı yönünden de Vize’de askeri birlikler bulunuyordu. Osmanlı Ordu sisteminde canbaz ve tatarlar, yaya ve müsellemler gibi geri hizmetlerde kullanılan amele taburları veya birlikleri idi. Bunlardan canbazlar 39 ocak halinde Vize ve Vidin taraflarında bulunuyorlardı. Tatarlar da aynı hizmeti görürler, Yanbolu, Vize ve Vidin taraflarına otururlardı ve bunlara benzeyen ve garipler denilen bir sınıf daha vardı ve bunların hepsi de yani canbaz, tatar ve garipler Yörük Bey’ine tabi idiler. XV.Yüzyılda Trakya’da üç idari merkezden biri olan Vize kültürel hayat yönünden de canlı bir şehirdi.

Dönemin meşhur Osmanlı tarih ve edebiyatçısı Behişti Vize’de doğmuş ve “Tarih-i Behişti” adlı eserinde Osmanlı Tarihini kaleme almış, 1389-1502 yılları arasındaki olayları edebi bir dilde açıklamıştır.

KANUNİ DÖNEMİ (1520-1566)

Kanuni döneminde Vize Doğu Trakya Krallığı ve Bizans döneminde olduğu gibi parlak bir dönem geçirmiştir. Bu dönemde Sancağı Zağarcı Ahmet Bey idare ediyordu ve Sancağın yıllık geliri 230.000 akçe idi. 1526-1528 yıllarına ait olması muhtemel belgelerde Sancak Beyi bu gelirin her 5.000 akçesi için bir cebelü (tam teşkilatlı süvari) yetiştirmek mecburiyetindeydi. Bir diğer kaynak olan Ayni Ali ise Sancağın 224.465 akçe geliri ile 44 süvarisi bulunduğunu kaydeder. Bu dönemde Vize’de 12 mahalle, bir cami, 10 mescit, ve bir hamam mevcuttu. Bu mahalleler şunlardı:

  1. Mahalle-i Cami: 26 hanedir. Nüfusu 130 kişidir. 1 İmam, 1 müezzin, 1 akıncı vardır.
  2. Mahalle-i Hasan Bey: 12 hanedir. Nüfusu 60 kişidir. 1 İmam, 1 muhassil (vergi memuru), 1 hatip vardır.
  3. Mahalle-i Selahaddin: 40 Hanedir. Nüfusu 200 kişidir. 1 İmam, 2 muhassil (vergi memuru), 8 akıncı, 1 berat sahibi ve 1 sipahizade vardır.
  4. Mahalle-i Hayreddin: 4 hanedir. Nüfus 20 kişidir. 1 İmam, 1 müezzin vardır.
  5. Mahalle-i-Saruhanlı: 10 hanedir. Nüfusu 50 kişidir. 1 İmam, vardır.
  6. Mahalle-i Boyacıhas: 10 hanedir. Nüfusu 50 kişidir. 1 İmam, 1 muhassil vardır.
  7. Mahalle-i Hacı Ali nam-ı diğer Yörük Musa: 16 hanedir. Nüfusu 80 kişidir. 1 İmam, 1 akıncı, 1 muhassil vardır.
  8. Mahalle-i Seyid Kasım: 12 hanedir. Nüfusu 60 kişidir. 1 İmam vardır.
  9. Mahalle-i Hacı Sadi: 23 hanedir. Nüfusu 115 kişidir. 1 İmam, 1 sipahizade vardır.
  10. Mahalle-i Bucak: 18 hanedir. Nüfusu 90 kişidir. 1 İmam, 1 akıncı, 2 beratlı sahibi, 1 doğancı vardır.
  11. Mahalle-i Yenice: 6 hanedir. Nüfusu 30 kişidir. 1 İmam vardır.
  12. Mahalle-i Cemeat-i Gebran (Hristiyan): 95 hanedir. Nüfusu 475 kişidir.

Bu kayıtlara göre Kanuni döneminde Vize merkezde 1085 kişi yaşamakta olup bunun 475’ i gayri Müslim, 610 u Türk’tür.

Osmanlı kayıtlarına göre Vize Sancağı’na Çorlu, Kırkkilise (Kırklareli) Hayrabolu, Birgos (LüleBurgaz), Saray, Pınarhisar, Silivri, Danişmend-i-Eski (Babaeski) nahiyeleri bağlıdır. Sancağın toplam 111 köyü vardır.

Bu dönemde Vize kültürel anlamda da parlak günler geçirdi. Bu dönemde Vize’de doğup yetişen Kaygusuz Alaaddin, (Ö.T. 1563) hece vezni ve arı Türkçe ile yazdığı şiirlerle ün yapmıştır.

KANUNİ SONRASI DÖNEM

XVII. asırda Vize Sancağı Silistre Eyaleti’ne bağlandı. Rumeli Eyaleti’nden ayrılarak ayrı bir eyalet haline getirilen Silistre Eyaleti’nin 11 sancağı vardı. Bunlar: Niğbolu, Çirmen, Vize, Kırkkilise (Kırklareli), Bucaktatarı, Bender, Akkirman,Özi,Kılburun,Yenidoğan ve Silistre (paşa sancağı) idiler. Evliya Çelebi ye göre daha sonra bu sancak sayısı 8’e (Çirmen, Bucaktatarı ve Yenidoğan ayrıldı.) ve XVIII. Asırda ise 6’ya düştü. Yalnız Osmanlı Devleti sarayın odun ve kömür ihtiyacını karşıladığı için bu eyalete özel bir önem veriyordu. Yine bu asırda Vize Sancağı yörükleri ile meşhurdu. Rumeli Eyaleti’nde bu asırda (XVII. asır) 7 adet yörük beyi vardı. Bunlar Vize, Yanbolu, Tekfurdağı, Ofçabolu, Selanik, Kocacık ve Naldöken isimleriyle anılıyordu.

Bu bölgelerin yörük beyleri Rumeli Eyaleti’nde Rumeli Paşası ile sefere çıkar, üçer tabıl (davul), ikişer ravza (beş telli müzik aleti) çalıp birer tuğ ve birer bayrak taşıyıp üç yüz yörük yiğidi ile sefere giderlerdi. Yine bu asırda Vize yörükleri beyinin zeamet geliri 52.000 akçe idi. Bunun yanında Rumeli müsellemeleri ise Kızılca, Çirmen, Vize ve Çingene müsellemeleri diye anılırlardı. Asrın sonlarına doğru Vize Sancağı Kırım giraylarına ev sahipliği yapmaya başladı. Kırım girayları bazen kendi istekleri ile bazen devletle ihtilafa düştükleri için ve bazen de kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan dolayı Vize’de ikamete mecbur edildiler. Bu durum daha sonraki asırda da devam etti. Bu Giraylar Soyu Vize’de Devlet Giray’ın oğlu Adil Giray ile başlar.

1671 yılları civarında bir müddet Vize’de oturan Adil Giray daha sonra Kırım hanlarının ricası üzerine Rodos Adası’na sürüldü ve Babıali’ce orada oturması münasip görüldü. Yine asrın sonlarına doğru Mekke Emiri Şerif Sad görevden alındıktan sonra devletin(Osmanlı Devleti)insafına sığındığından kendisine Vize ve Kırkkilise sancakları dirlik olarak verildi. (1672-1692 arası)

Adil Giray   İslam Giray



XVIII. asırda Vize yine Kırım giraylarına ev sahipliği yapmaya devam etti. Meşhur Devlet Giray, Vize’nin nahiyesi olan Saray’daki çiftliğine gönderildi. Bir süre sonra orada 29 Nisan 1725 de vefat etti ve Saray nahiyesinde bulunan Ayas Paşa camii mezarlığında defin olundu. Devlet Giray’ın oğlu II. Fetih Giray’da hayatının bir kısmını Vize’de geçirdi. Amcası Kaplan Giray zamanında İran seferine gönderilen ve Gence şehrinin müdafaasında ve bu bölgenin İran istilasından kurtarılmasında gayret ve çabaları görülen II. Fetih Giray’ın yaptığı hizmetlerine karşılık mükafaten arpalık olarak, Vize sancağı verildi.

Fetih Giray daha sonra amcası Kaplan Giray’ın hastalığından dolayı hanlık görevinden alınmasıyla onun yerine Kırım hanı oldu Temmuz 1736. II.Devlet Giray’ın oğlu olan Aslan Giray’da ağabeyi Fetih Giray’ın Kırım hanlığı zamanında kalgaylık etmiş, Selim Giray’ın vefatı üzerine arpalık suretiyle Vize Sancağı’na mutasarrıf olmuş, 1748 senesinde Kırım hanlığına tayin edilerek kendisine 4.000 altın atiyye (bahşiş) ile selefleri gibi İstanbul gümrüğü hasılatından bir milyon akçe tahsisat tayin olunmuştur. Aynı senelerde Vize’ye gelen giraylardan bir diğeri de III. Selim Giray’dır. I.Fetih Giray’ın oğlu olan III. Selim Giray 1748’de amcası Arslan Giray’ın birinci defa ki hanlığında kalgay olmuş ve onun azlinden sonra da Vize’nin Çakıllı köyünde babasından kalan çiftliğine çekilmiştir.

XVIII. asırda Başbakanlık Arşivi iskan defterlerine göre 1719 ile 1752 yılları arasında Trakya’da üç sancak vardı. Gelibolu Sancağı, Paşa Sancağı (Edirne) ve Vize Sancağı. Bunlardan Vize Sancağı’na tabi kazalar şunlardı: Silivri, Ereğli, Çorlu, Birgos (Lüleburgaz); Baba-i Atik, (Babaeski) Hayrabolu, Kırkkilise (Kırklareli), Pınarhisar ve Saray. Özellikle Kırkkilise kazasına bir hayli yörük iskan edilmişti. Trakya’ya yapılan 190 iskandan %40’ı Kırkkilise’ye aitti. Mesela Kocahıdır, Karakaş, Karacaibrahim, isimli boybeylerine sahip olan bu yörük cemaatleri daha sonra bu şehirde kendi isimleri ile anılan mahallelerin temelini atmış oldular. Yine Kırkkilise’de ismi ilk akla gelen yörük köyleri, Armağan, Asılbeyli, İnece, Ahmet’çe vb.dir. Kırım’ın elden çıktığı 1783 tarihine,hatta biraz daha geç tarihlere kadar girayların Vize’deki ikametleri devam etti.

III. Devlet Giray ikinci defa getirildiği Kırım hanlığı görevinden ayrıldıktan (1777) sonra Vize Sancağının Saray kazasındaki çiftliğine gelerek burada ikamet etti ve dört sene sonra da bu kazada vefat etti 1781. Aynı şekilde III. Selim Giray üçüncü defa getirildiği Kırım hanlığı tahtından ayrıldığında (1781 )yine aynı Saray kazasındaki çiftliğine çekildi. Beş sene daha yaşadıktan sonra bu çiftlikte vefat etti Ağustos 1786. Kırım elden çıktıktan sonra Osmanlı Devleti burasını geri almak için yine Kırım hanlarından faydalanma yoluna gitti. 1788’de Kırım’ın Koban tarafından işgaline karar verildiğinde, bu yörede bulunan Tatarları Kırım’a ve Ruslar üzerine taarruz ettirmek için Vize Sancağında oturmakta olan Kırım hanzadelerinden Şehbaz Giray, Koban hanı tayin edildi. Buraya gelen Şehbaz Giray, Kırım şehzadeleri ile mirzalarını darıltıp her birinin ayrı bir tarafa çekilmesine sebep oldu.

Bundan dolayı hakkında yapılan tahkikatın sabit olması üzerine hanlıktan azlolunarak yerine Özi’ye imdad etmek şartıyla Vize Sancağında ikamete memur edilen Baht Giray, Koban Han tayin edildi Şubat 1789. Bu tarihlerden sonra Osmanlı Devleti’nin Kırımla bir ilişkisi kalmadığı için Vize’deki Kırım giraylarına da bir iş düşmedi. Ancak onlar ve onların soyu yine Vize’nin Çakıllı köyü ve Tekirdağ’a bağlı Saray kazasında yaşayışlarına devam ettiler. Bu gün bu ailenin nesli bu iki yerleşim yerinde ekserisi çiftçi olmak üzere yaşayışlarına devam etmektedirler.XVIII. asır, göç olayları ve siyasi olaylar yanında Vize için sanat olayları bakımından da yoğun geçti. Osmanlı Devleti’nde önce Kapudan’-ı Derya olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa, daha sonra Serasker olarak devlete hizmet ederken bir takım hayır işleri de yaptı. Cezayirli Hasan Paşa bu hayır işlerinden bir kısmını Vize Sancağında inşa ettirdi. Vize yakınlarında bir camii, bir hamam ve üç çeşme inşa ettirerek adını uzun bir süre bu yörede yaşattı.

XIX. asır, diğer asırlara nazaran Vize için pek parlak geçmemiştir denilebilir. Asrın sonunda vuku bulan bir Rus işgali Vize’yi olumsuz bir şekilde etkilemiştir.

Osmanlı Devleti’nde 1831 yılında yapılan ilk nüfus sayımında Vize Sancağı yine Silistre Eyaleti’ne bağlı görünmektedir.Bu sayıma göre eyaletin nüfusu 537.774 dür. Ancak XVII. asra göre eyaletin sancak sayısında bir eksilme olmuş ve bu sayı 11 den 6 ya düşmüştür. Bu altı sancak: Silistre (Paşa Sancağı), Niğbolu, Vidin, Çirmen, Vize, Kırkkilise’den ibarettir. Burada dikkati çeken husus vuku bulan yörük göçleriyle Kırkkilise’nin sancak haline gelişi ve Vize Sancağı’ndan ayrılışıdır.XIX. asrın ikinci yarısı Vize için sıkıntılı geçerken kültürel hayatta bir aksama olmamıştır. Kasabanın nüfusunun %40’a yakını gayri müslimdir. Bunların içinden çıkan bir yazar Vize’yi dünyaya tanıtmıştır.1849 yılında Vize’de doğan Georgios Vizyenos (Vize’nin evladı) Atina’da devam ettiği öğrenimini geliştirmiş. Almanya’da felsefe ve psikolojisi öğrenimini görmüş ve doktorasını burada tamamlamıştır.

1896 yılında Atina’da ölen yazar, ekserisini 1883-1885 yıllarında yazdığı eserlerinde Vize’ye geniş bir yer vermiştir.Onun Vize hakkında söylediği çok güzel bir cümleyi buraya aktarmayı faydalı buluyoruz: “Trakya’da bir çok kasaba vardır. Fakat Vize kadar güzeli yoktur.”

1880’de “Muhtasar Coğrafya Risalesi”adlı ders kitabını yazan Selim Sabit Efendi’ye göre Vize Sancağı Silistre Eyaleti’ne bağlı idi. Bu sırada “eyaleti mümtaze”olan Bulgaristan’ın durumu büyük bir değişiklik gösterdi. Vize 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sonunda elimizden çıktı. Fakat 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşmasına göre yine Osmanlı Devletine geri verildi. Osmanlı Devleti'nin İtalya ile Kuzey Afrika sahillerinde savaşa tutuşmasını fırsat bilen Balkan ülkeleri, 8.9.1912'de bize savaş ilan ettiler. Ancak bu büyük olayın tek sebebi yoktur. Bunun yanında Rusya'nın Balkanlar'da Slav birliği politikası izlemesi ve buna bağlı olarak bu bölgede Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti'nin varlığını istememesi de önemli bir sebeptir. Yine bizim dahili hatalarımız da Balkan ülkelerine savaş açma cesaretini vermiştir. Mesela, Balkan ülkelerinin kendi aralarında imzaladıkları 9 gizli antlaşmadan Osmanlı Hariciyesi'nin haberi olmamış ve devlet buna karşı gerekli önlemleri alamamıştır.

Buna bağlı olarak bu sırada Balkan ülkelerine duyulan güven sebebi ile yetişkin, muharip ve savaş deneyimine sahip 120 tabur asker terhis edilmiş, bu hata da fırsat kollayan Balkan ülkelerine cesaret vermiştir. Sonuçta iki safhada cereyan eden Balkan Savaşları'nın birinci kısmı tam bir felaket olmuş, 30.5.1913'te imzalanan Londra Anlaşması ile Osmanlı Devleti, Adriyatik sahillerinden Midye (Kıyıköy)-Enez hattına çekilmek zorunda kalmıştır. Londra Anlaşması, Osmanlı'nın son zamanlarda imzaladığı tarihin en ağır, en acı ve en utanç verici sözleşmelerinden birisi olmuştur. Bu anlaşma ile 167.312 kilometrekare toprak kaybedilmiş, 6.582.000 Türk nüfusu yád ellere terk edilmiştir. Hepsi de bin bir zahmetle alınan 7 eyalet (Selanik, Manastır, Kovası, İşkodra, Yanya, Girit ve Ege Adaları), 33 vilayet, 158 ilçe maalesef Balkan ülkelerine bırakılmıştır. II. Balkan Savaşı, 29.6.1913'te Makedonya pastasından istediği dilimi alamayan Bulgaristan'ın başlattığı bir savaş oldu.

Bu devlet bir ay zarfında Romanya, Sırbistan ve Yunanistan'a karşı arka arkaya seri yenilgiler alınca bize de bir fırsat doğdu. Osmanlı'nın orduları ileri harekáta geçerek günde 80 km'lik bir yürüyüş sonucu 21.7.1913'te Lüleburgaz ve Vize'yi, 22.7.1913'te de Edirne ve Kırklareli'ni geri aldı. İkinci safha (29.6./29.9.1913) kayıplarımızı azalttığımız ve yüzümüzün biraz güldüğü bir dönem oldu. 29.9.1913'te Bulgaristan ile imzaladığımız İstanbul Antlaşması sonucu olarak Edirne ve Kırklareli'nin alınması kesinlik kazandı. Balkan Savaşları'nın Kırklareli Vilayeti için de büyük bir önemi vardır. Makedonya dağlarında, Edirne tabyalarında ve Arnavutluk sahillerinde cerayan eden savaşların yanında bu vilayette de korkunç savaşlar olmuştur. 18.10.1912'de Tırnova hudut karakollarında başlayan öncü savaşları Kırklareli tabyalarında devam etmiş, taksit gereği buradan geri çekiliş yapılmış ve Lüleburgaz tren istasyonu ile Soğucakdere (Vize) arasındaki 45 km'lik hatta korkunç bir 6 gün savaşı yaşanmıştır.

Başkumandan Nazım Paşa'nın emriyle ordumuz Çatalca'ya çekilince bu vilayetin arazisi Bulgaristan'ın eline düşmüş ve 8.5 ay süren bir Bulgar mezalimi kendini göstermiştir.Bunun yanında Kırklareliler, II. Bakan Savaşı sonunda Edirne ile beraber bölgelerinin Londra Antlaşması hükümlerine göre tekrar Bulgaristan'a verilmesi baskılarına karşı direnmişler ve bu amaçla 22.8.1913'te şehir merkezinde bir miting düzenleyerek bu haksız durumu ellerinden geldiğince protesto etmişlerdir. Bu miting sonunda IV. Kolordu Kumandanı Korgeneral Ahmed Abuk Paşa'nın gözlerini yaşartan sahneler yaşanmıştır. Balkan Savaşları'nda, Edirne'nin Şükrü Paşa'nın komutasında 5 ay süren şanlı müdafaası da büyük bir olaydır. Balkan savaşları süresince Vize savaş alanı içerisinde kaldı ve epey zarar gördü. Vize 24 Nisan 1920’de ilan edilen San-Remo Konferansı kararlarına göre Yunanistan’a bırakıldı. Bu kararı protesto eden Trakya Paşaeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bu konuda büyük gayretler gösterdi.

Bugünkü Eski Eczanenin bulunduğu yer. 1940'lı yıllar tören geçişiCemiyet bu konu ile ilgili olarak Vize’de de bir şube açtı. Yunanistan ilgili Konferans kararına göre 20 Temmuz1920’de Trakya harekatını başlattı. Arka arkaya yaptığı savaşların verdiği yorgunlukla Trakya’da görevli I. Kolordu bu devletin taarruzlarına fazla dayanamadı ve Bulgaristan’a çekilmeyi uygun gördü.Bu yüzden Vize’de 27 Temmuz 1920’de Yunan işgaline maruz kaldı. Yaklaşık 2.5 yıl süren bu işgal döneminde Vize’liler çok sıkıntı çekti ve zulüm gördüler. Bu işgal dönemi 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütakeresi ile sona erdi. Mütakereye göre içinde Vize’nin de bulunduğu Doğu Trakya Bölgesi İtalyan yönetimine bırakılacaktı. Yine müttefiklerin kararı gereği İtalyanlar 16 Ekim 1922’de Vize’ye girecekler ve bir gün sonra da Yunanlılar kasabayı terk edeceklerdi. Fakat beklenen tarihte tahliye gerçekleşmedi. Beklenen devir-teslim ve tahliye ancak 19 Ekim 1922’de gerçekleşti. 21 Ekim 1922’de Yunanlılar şehri tamamen İtalyan kuvvetlerine teslim ettiler.

Antlaşma gereği şehir 1 Kasım 1922’de Türk Jandarmasına teslim edildi. Bu tarihle beraber; Türk orduları bir daha çıkmamak üzere Vize’ye girdiler. Tahliyeden sonra Vize Kaymakamlığı’na Şeyhler Nahiyesi Müdürü Cemal Bey ve Jandarma Kumandanlığı’na da Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey tayin olundular.


Sitemizde sizlere daha iyi hizmet sunulabilmesi için çerezler kullanılmaktadır. Hizmetlerimizi kullanarak çerez kullanımına izin vermiş olmaktasınız.